Zeki GÜNDÜZ / VERGİ PORTALI
12.11.2010 - 08:49
Değerli DÜNYA okurları bugün sizlerle gümrük incelemelerinde karsılaştığımız, can sıkıcı sonuçlara yol açabilecek konuları paylaşacağım.
Neden özellikle yönetim kurulu?
Özellikle de yönetim kurulu üyelerinin dikkatini çekiyorum, çünkü şirketlerde yaşanan ve özellikle de cezai işlem yapılmasını gerektiren bir durum ortaya çıktığında ilk akla gelenler yönetim kurulu üyeleri olduğundandır.
Bu nedenle yönetim kurulu üyelerinin kendi selametleri açısından da mali konulara özel ilgi göstermeleri yerinde olacaktır.
Diğer yöneticiler açısından durum
Şirketin herhangi bir yöneticisi bilerek veya bilmeyerek yönetim kurulu üyesini karakola, mahkemeye düşürürse kendi kişisel kariyeri açısından hiç iyi olmayacaktır. Bu nedenle uyarılarım onları da yakından ilgilendiriyor.
Yeni gümrük inceleme sistemi
Gümrük inceleme elemanları artık vergi incelemesi yapar gibi şirketlere gelerek incelemeler de yapıyorlar.
Dolayısıyla ithalat veya ihracat yapan şirketler bundan böyle gümrük inceleme elemanlarını da iş yerlerinde görmeye başlayacak.
Ne gibi problemler yaşanıyor?
1. İlave faturalar
Kastim ithalattan sonra, daha önce ithal edilen bir malla ilgili olarak fiyat farkı, fiyat ayarlaması vb adlarla gelen, ya da malla ilgili bir takım hakların ayrıca faturalanması anlamına gelen faturalar.
Bunların tamamı veya bir kısmının malın gümrük değerine ilave edilmesi gerektiği ileri sürülebilecektir.
Edilmediğinin tespiti halinde cezai yaptırımlarla karşılaşabilme ihtimali mevcuttur.
2. Pragmatik çözümler
İthalat veya ihracat işlemlerini hızlandırabilmek için ithal edilen firma yerine yaratılan, içeriği doğru ancak orijinal olmayan belgeler. Veya bir sureci veya formaliteyi atlatmak-hızlandırmak için yapılan beyanlar.
Mali bir kayıp olmasa bile sizi yargıç karşısına çıkartabilir.
3. Tarife yanlışlıkları
Tarifenizden emin olun. Özellikle yeni bir mal çekerken.
4. TF düzeltmeleri
Transfer fiyatlamasına dönük olarak debit note la yapılacak düzeltmeler sorun yaratabilir.
5. Alınan hizmet faturaları
İthalatla ilgili yurt içinden alınan bazı hizmetlerle ilgili faturalar (düzenleyenin sahte belge düzenlediği vb iddialarla) sorun yaratabilmekte, ilişkide bulunduğunuz şirket sahte belge düzenleyen kategorisine sokulmuşsa siz de sahte belge kullanma ihtimali olan şeklinde kategorize edilirsiniz.
6. Elle gelen düğün bayram mı? Öteden beri yapılan doğru mu?
Bir uygulamanın herkesçe veya uzun zamandır aynı şekilde yapılıyor olması doğru olduğu anlamına gelmez. Örneğin serbest bölgelerle ilgili uygulamalar 25 sene sonra problem haline geldi.
7. Royalty ödemeleri
Malın bedeline dahil edilmesi gerektiği iddiası sıkça yapılmaktadır. Ödediğiniz gayrimaddi hak bedellerinin değere dahil edilmesi gerekip gerekmeyeceğinden emin olun.
8.Yolcu beraberinde gelen eşya
Gümrüğe tabi olması gerekirken gümrükte beyan edilmemişse yapılan işlem kaçakçılıktır. Firmalar yükte hafif mallarda, acil ihtiyaçları için bu yönteme zaruri olarak sıkça başvurmaktadır.
9. Kurye ile gelen eşya
Yolcu beraberindeki açıklamalar burası için de geçerli.
10. Montör yanında gelen eşya
Türkiye'ye bir takım test veya kontroller yapmak için yanında cihazlar getiren kişilerin bir sıkıntıyla karşılaşmamaları için gümrükte kayıt altına alınmaları gerekiyor.
11. Kendi kendine düzeltmeler (+- farklar)
Gönderilen malların faturada ve gümrük beyanında belirtilen miktardan fazla ya da eksik olması halinde gümrük idaresinin bilgisi haricinde yapılan düzeltmeler sorunlara yol açabilir.
12. İhracatta alıcıya yapılan kolaylıklar
Bazen sırf mal satabilmek için şirketlerin bir normal fatura düzenlediği bir de daha düşük bir bedelle (kayıtlarına diğerini alarak) fatura düzenlediğini duymaktayız.
Karşı tarafın daha az gümrük vergisi ödemek için yaptığı bu işlem nedeniyle de ceza alabilirsiniz.
http://www.dunyagazetesi.com.tr/sirket-yoneticilerine-ozellikle-de-yonetim-kurulu-uyelerine-uyarilar-zeki-gunduz_50_106023_yazar.html?
23 Kasım 2010 Salı
Defter ve belgeler kaç yıl saklanmalı?
http://www.dunyagazetesi.com.tr/defter-ve-belgeler-kac-yil-saklanmali-zeki-gunduz_50_102559_yazar.html?
Zeki GÜNDÜZ / VERGİ PORTALI
08.10.2010 - 09:11
Değerli DÜNYA okurları, Vergi Usul Kanunu'na baktığımızda, mükelleflerin defter ve belgeleri saklama ve ibraz yükümlülüğü 5 yılla sınırlı. Ancak, uygulamada 5 yıldan daha geriye giden çok sayıda problemle karşı karşıya kalınabilmekte, bu problemler nedeniyle de 5 yıldan daha önceki dönemlere ilişkin defter ve belgelere de ihtiyaç duyulabilmektedir.
Doğrudan ibraz ve saklama mükellefiyetini uzatmasa da dolaylı olarak ibraz ve saklama yükümlülüğünü uzattırabilecek hususları özetlemeye çalışayım.
1. Takdir komisyonunda geçen süre tarhiyat zaman aşımını uzatır
İlk etapta takdir komisyonunda geçebilecek süre dışında VUK'ta zaman aşımını ileriye taşıyabilecek başkaca bir düzenleme aklımıza gelmiyor.
Yeni düzenleme ile takdir komisyonunda geçecek süre de 1 yılla sınırlandırıldı ancak geçmişe dönük bir geçiş dönemi getirildi.
Şayet 6 yıl öncesi ile ilgili bir takdir komisyonu kararı ile karşılaşılır ve konu yargıya taşınmak istenirse defter ve belgelerin varlığı, ibraz edilebilirliği sorunun çözümünde önemli bir dayanak olacaktır.
2. Devreden KDV
Şayet 5 yıldan fazla süreden gelen devreden KDV varsa, bugün o konuda bir inceleme yapılırken açıklama dolayısıyla defter ve belgelerin istenebileceği ileri sürülebilir.
3. Devam eden yatırımlar
5 yılı aşkın süredir aktif hesaplarda "devam eden proje" diye takip edilen ve 5 yıldan sonra aktifleştirilerek amortisman ayrılmaya başlanılan hesaplarla ilgili geçmişe dönük de izahat istenebilir. Bu durumda da ilgili döneme ilişkin defter ve belgelerin varlığı sorunu çözümüne katkıda bulunabilecektir.
4. Yatırım indirimi hesap ve tutarları
Yeni dönemde indirilebiliyorsa ilgili dönemler incelenmek istenebilecektir.
5. Halen amortisman ayrılmaya devam eden aktif kıymetler
Amortisman kıymet ve oranlarıyla ilgili hususlar incelenirken amortisman konusunda çıkabilecek tartışmaların çözümünde defter ve belgelerin varlığı yararlı olabilecektir.
6. Devam eden vergi yargısı ihtilafları
Yargıdaki ihtilaf kesin olarak çözülene değin defter ve belgelerin muhafazası yararlı olacaktır. Sadece vergi yargısı değil tüm ihtilaflı işler için aynı şekilde davranmakta fayda var.
7. Mahsup, düzeltme vb işlemler varsa
İlgili defter, belge ve kayıtları olabildiğince saklamakta fayda var.
8. Türk Ticaret Kanunu'nda saklama süresi 10 yıl
İşletmeler Türk Ticaret Kanunu'na göre defter ve belgeleri 10 yıl muhafaza etmekle yükümlüdür. Bu konuda, muhafaza etmemeye açık bir müeyyide bağlanmış olmamakla birlikte, işletme yönetimi bu nedenle doğabilecek zararlardan şahsen sorumlu tutulabilecektir.
9. Vergi dairesince borç ödenmedi iddiası
Özellikle ödeme makbuzlarının olabildiğince muhafazasında fayda var. Vergi idaresi kendi kayıtlarına göre ödenmedi diye görülen tutarların peşine sonuna kadar düşebilir (bir şekilde tahsil zamanaşımını uzatarak), makbuzlarınızla ödemeyi ispat edemezseniz zor durumda kalabilirsiniz.
10. Teminat çözme işlemleri
Vergi dairenize verdiğiniz bir teminat var ve çözmek istiyorsanız, teminat çözülürken teminatı teslim ettiğinizde size verilen makbuzun aslı sizden talep edilecektir.
Sonuç
Yukarıda saydığımız belki çoğaltılabilecek durumların hiç birinde defter ve belgeleri ibraz edemediğiniz için saklama ve ibraz yükümlülüğünü yerine getirmemekle suçlanamazsınız. Ancak size karşı ileri sürülecek iddialara karşı koyabilmek için defter ve belgelerinizin varlığı yarar sağlayacaktır.
Zeki GÜNDÜZ / VERGİ PORTALI
08.10.2010 - 09:11
Değerli DÜNYA okurları, Vergi Usul Kanunu'na baktığımızda, mükelleflerin defter ve belgeleri saklama ve ibraz yükümlülüğü 5 yılla sınırlı. Ancak, uygulamada 5 yıldan daha geriye giden çok sayıda problemle karşı karşıya kalınabilmekte, bu problemler nedeniyle de 5 yıldan daha önceki dönemlere ilişkin defter ve belgelere de ihtiyaç duyulabilmektedir.
Doğrudan ibraz ve saklama mükellefiyetini uzatmasa da dolaylı olarak ibraz ve saklama yükümlülüğünü uzattırabilecek hususları özetlemeye çalışayım.
1. Takdir komisyonunda geçen süre tarhiyat zaman aşımını uzatır
İlk etapta takdir komisyonunda geçebilecek süre dışında VUK'ta zaman aşımını ileriye taşıyabilecek başkaca bir düzenleme aklımıza gelmiyor.
Yeni düzenleme ile takdir komisyonunda geçecek süre de 1 yılla sınırlandırıldı ancak geçmişe dönük bir geçiş dönemi getirildi.
Şayet 6 yıl öncesi ile ilgili bir takdir komisyonu kararı ile karşılaşılır ve konu yargıya taşınmak istenirse defter ve belgelerin varlığı, ibraz edilebilirliği sorunun çözümünde önemli bir dayanak olacaktır.
2. Devreden KDV
Şayet 5 yıldan fazla süreden gelen devreden KDV varsa, bugün o konuda bir inceleme yapılırken açıklama dolayısıyla defter ve belgelerin istenebileceği ileri sürülebilir.
3. Devam eden yatırımlar
5 yılı aşkın süredir aktif hesaplarda "devam eden proje" diye takip edilen ve 5 yıldan sonra aktifleştirilerek amortisman ayrılmaya başlanılan hesaplarla ilgili geçmişe dönük de izahat istenebilir. Bu durumda da ilgili döneme ilişkin defter ve belgelerin varlığı sorunu çözümüne katkıda bulunabilecektir.
4. Yatırım indirimi hesap ve tutarları
Yeni dönemde indirilebiliyorsa ilgili dönemler incelenmek istenebilecektir.
5. Halen amortisman ayrılmaya devam eden aktif kıymetler
Amortisman kıymet ve oranlarıyla ilgili hususlar incelenirken amortisman konusunda çıkabilecek tartışmaların çözümünde defter ve belgelerin varlığı yararlı olabilecektir.
6. Devam eden vergi yargısı ihtilafları
Yargıdaki ihtilaf kesin olarak çözülene değin defter ve belgelerin muhafazası yararlı olacaktır. Sadece vergi yargısı değil tüm ihtilaflı işler için aynı şekilde davranmakta fayda var.
7. Mahsup, düzeltme vb işlemler varsa
İlgili defter, belge ve kayıtları olabildiğince saklamakta fayda var.
8. Türk Ticaret Kanunu'nda saklama süresi 10 yıl
İşletmeler Türk Ticaret Kanunu'na göre defter ve belgeleri 10 yıl muhafaza etmekle yükümlüdür. Bu konuda, muhafaza etmemeye açık bir müeyyide bağlanmış olmamakla birlikte, işletme yönetimi bu nedenle doğabilecek zararlardan şahsen sorumlu tutulabilecektir.
9. Vergi dairesince borç ödenmedi iddiası
Özellikle ödeme makbuzlarının olabildiğince muhafazasında fayda var. Vergi idaresi kendi kayıtlarına göre ödenmedi diye görülen tutarların peşine sonuna kadar düşebilir (bir şekilde tahsil zamanaşımını uzatarak), makbuzlarınızla ödemeyi ispat edemezseniz zor durumda kalabilirsiniz.
10. Teminat çözme işlemleri
Vergi dairenize verdiğiniz bir teminat var ve çözmek istiyorsanız, teminat çözülürken teminatı teslim ettiğinizde size verilen makbuzun aslı sizden talep edilecektir.
Sonuç
Yukarıda saydığımız belki çoğaltılabilecek durumların hiç birinde defter ve belgeleri ibraz edemediğiniz için saklama ve ibraz yükümlülüğünü yerine getirmemekle suçlanamazsınız. Ancak size karşı ileri sürülecek iddialara karşı koyabilmek için defter ve belgelerinizin varlığı yarar sağlayacaktır.
Doğum borçlanmasındaki tuzağa dikkat
SGK, borçlanma dilekçesi verirken, Bağ-Kur’lu veya isteğe bağlı Bağ-Kur’lu olanların ödedikleri süreleri ‘Bağ-Kur’lu sayacağım’ diyor.
Doğum borçlanması ile ilgili olarak SGK tarafından hazırlanan 2008/111 sayılı Hizmet Borçlanma İşlemleri Genelgesi’ne göre; “2008 yılı Ekim ayı başından önce geçen ve bu tarihten sonra borçlanılan sürelerle bu sürelere ait kazançlar 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine göre değerlendirilecektir” denilmek suretiyle doğum borçlanma sürelerinin 4/a (SSK’lı olarak) sigortalılık süresinden sayılacağı belirtilmiştir.
GENELGEYLE DUYURDU Bu konuda SGK memurları yanlışlık yapmasın diye de konuyu örneklendirmişlerdi. Genelge’deki örneğe göre; son sigortalılığı 4/b (Bağ-Kur) olan sigortalının doğum borçlanması yapması halinde borçlandığı süreler kazanç ve hizmet olarak 4/a (SSK) kapsamında geçmiş hizmet olarak değerlendirilir” denilmişti. SSK’lıların (4/a) sigortalısı olarak işten ayrıldıktan sonra 300 gün içinde doğum yapma şartı konusunda kaybettiği davalar sonrası geri adım atan SGK, 300 gün şartını kaldırdı ve bunu 2010/106 sayılı yeni Hizmet Borçlanma İşlemleri Genelgesi’yle duyurdu. Fakat bu genelge ile kadınlara tuzak hazırladı. Buna göre; doğum borçlanmasının statüsünün, sigortalının borçlandığı tarihteki sigortalılık statüsü olacağı, zorunlu sigortalılığı sona erdikten sonra isteğe bağlı sigortaya prim ödeyenlerden doğum borçlanması yapanların, borçlandırılan sürelerinin 4/b (Bağ-Kur) kapsamında, sigortalılık olarak değerlendirileceğini de ekledi.
SON YEDİ YIL KURALINA DİKKAT
SGK’nın yeni borçlanma genelgesi ile kadınların doğum borçlanması yaparken, SSK’lı çalışıyor olması gerekir aksi halde SSK’dan değil, Bağ-Kur’dan emekli olma riskini alırlar. SGK’nın tuzağına düşerler. Bilindiği üzere, Hizmet Birleştirme Kanunu’na göre, emekliliğe esas sigortalılığın tespitinde, sigortalıların geriye doğru prim ödenerek geçen son yedi yıllık fiili hizmet (360x7=2520 gün) süresi esas alınmakta, aylığın bağlanıp ödenmesi, bu süre içinde fiili hizmet süresi fazla olan statüden yapılmaktadır. SSK (4/a) emeklilik şartlarından emekli olamayan sigortalılar isteğe bağlı sigortaya son verip bir işte çalışmaya başlayarak (SSK) 4/a sigortalısı olur ve sonrasında doğum borçlanması talep ederlerse, borçlanılan süreler 4/a (SSK) sigortalılık sürelerinden sayılacağından emeklilik şartlarından olumsuz etkilenmeyeceklerdir. Yoksa, mahkeme yolu dışında SGK’dan emekli olamazlar.
Ali Tezel / Habertürk
Doğum borçlanması ile ilgili olarak SGK tarafından hazırlanan 2008/111 sayılı Hizmet Borçlanma İşlemleri Genelgesi’ne göre; “2008 yılı Ekim ayı başından önce geçen ve bu tarihten sonra borçlanılan sürelerle bu sürelere ait kazançlar 5510 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılan ilgili kanun hükümlerine göre değerlendirilecektir” denilmek suretiyle doğum borçlanma sürelerinin 4/a (SSK’lı olarak) sigortalılık süresinden sayılacağı belirtilmiştir.
GENELGEYLE DUYURDU Bu konuda SGK memurları yanlışlık yapmasın diye de konuyu örneklendirmişlerdi. Genelge’deki örneğe göre; son sigortalılığı 4/b (Bağ-Kur) olan sigortalının doğum borçlanması yapması halinde borçlandığı süreler kazanç ve hizmet olarak 4/a (SSK) kapsamında geçmiş hizmet olarak değerlendirilir” denilmişti. SSK’lıların (4/a) sigortalısı olarak işten ayrıldıktan sonra 300 gün içinde doğum yapma şartı konusunda kaybettiği davalar sonrası geri adım atan SGK, 300 gün şartını kaldırdı ve bunu 2010/106 sayılı yeni Hizmet Borçlanma İşlemleri Genelgesi’yle duyurdu. Fakat bu genelge ile kadınlara tuzak hazırladı. Buna göre; doğum borçlanmasının statüsünün, sigortalının borçlandığı tarihteki sigortalılık statüsü olacağı, zorunlu sigortalılığı sona erdikten sonra isteğe bağlı sigortaya prim ödeyenlerden doğum borçlanması yapanların, borçlandırılan sürelerinin 4/b (Bağ-Kur) kapsamında, sigortalılık olarak değerlendirileceğini de ekledi.
SON YEDİ YIL KURALINA DİKKAT
SGK’nın yeni borçlanma genelgesi ile kadınların doğum borçlanması yaparken, SSK’lı çalışıyor olması gerekir aksi halde SSK’dan değil, Bağ-Kur’dan emekli olma riskini alırlar. SGK’nın tuzağına düşerler. Bilindiği üzere, Hizmet Birleştirme Kanunu’na göre, emekliliğe esas sigortalılığın tespitinde, sigortalıların geriye doğru prim ödenerek geçen son yedi yıllık fiili hizmet (360x7=2520 gün) süresi esas alınmakta, aylığın bağlanıp ödenmesi, bu süre içinde fiili hizmet süresi fazla olan statüden yapılmaktadır. SSK (4/a) emeklilik şartlarından emekli olamayan sigortalılar isteğe bağlı sigortaya son verip bir işte çalışmaya başlayarak (SSK) 4/a sigortalısı olur ve sonrasında doğum borçlanması talep ederlerse, borçlanılan süreler 4/a (SSK) sigortalılık sürelerinden sayılacağından emeklilik şartlarından olumsuz etkilenmeyeceklerdir. Yoksa, mahkeme yolu dışında SGK’dan emekli olamazlar.
Ali Tezel / Habertürk
24 Ekim 2010 Pazar
çocuk değil, küçük çocuk GVK.Mad.89/2
Özellikle vergi mükellefi olanlar aman dikkat! 23/10/2010 ·
Üniversitede çocuk okutanlar aman dikkat NEYE mi? Aklınıza hiç gelmeyecek bir olaya! Özellikle vergi mükellefi olanlar; aman dikkat! “Çocuk” deyimini yanlış biliyor olabilirsiniz. Böyle olunca da çocuklarınızın eğitim ve sağlık harcamaları nedeniyle, başınız ağrıyabilir. ÇOCUK DEYİMİ Çocuk denilince ne anlaşılıyor? 1. Asgari geçim indirimi uygulamasında; 18 yaşına kadar ya da tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış bulunan çocukları ifade ettiği belirtiliyor.
2. Aile reisi beyanı 29.7.1998’den itibaren yürürlükten kaldırıldı. Kaldırılmadan önce, GVK Madde 93’de, “çocuk deyimi 18 yaşını doldurmamış evlatları ifade eder” deniliyordu.
3. Ücretlilere vergi iadesi uygulandığı dönemde; yaş sınırına bakılmaksızın, ücretli ile birlikte oturan ve ücretli tarafından bakılan kişi çocuk kabul ediliyordu (255 No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği).
4. Yetim aylığı bağlanmasında; erkek çocuklara 18 yaşına kadar, orta öğretimde 20, yüksek öğretimde ise 25 yaşına kadar “çocuk” deyimi kapsamında aylık bağlanıyor.
5. Gelir Vergisi Kanunu’na Göre;
a) Küçük çocuklara ödenen ücret, ikramiye, komisyon ve tazminatlar gider yazılamıyor (GVK Md. 41/2).
b) Yıllık gelir vergisi beyannamesi veren mükellefler (esnaf, sanatkâr, tüccar, avukat, doktor, kira geliri beyan edenler vs.) gelirlerinin yüzde 10’unu aşmaması, harcamanın Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek ve tüzel kişilerden alınacak belgelerle kanıtlanması koşuluyla, küçük çocuklarına ilişkin olarak EĞİTİM VE SAĞLIK HARCAMALARINI, beyan ettikleri gelirden indirebiliyorlar (GVK Md. 89/2). ÇOCUK DEĞİL KÜÇÜK ÇOCUK Herhalde dikkatinizi çekmiştir. Gelir Vergisi Kanunu’nda “çocuk” değil “küçük çocuk” deyimi kullanılıyor. Gelir Vergisi Kanunu’nda “küçük çocuk” deyimi ile ilgili bir tanım yer almıyor. Ancak, Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, bu konuda 2009 yılında; “… küçük çocuk ifadesinden, 18 yaşını doldurmamış ve mükellef tarafından bakmakla yükümlü olunan çocukların anlaşılması gerekir. 22 yaşındaki çocuk, 18 yaşından büyük olduğu için yabancı dil kursu harcamaları, yıllık beyannamede bildirilen gelirden indirilemez” diye görüş bildirmiştir (B.07.4.DEF.0.34.11/GVK-89-2 sayılı). Görüldüğü gibi, vergi idaresinin görüş ve uygulaması, 18 yaşını dolduran çocuklarla ilgili eğitim ve sağlık harcamalarının, yıllık beyannamede bildirilen gelirden indirilemeyeceği yönünde. ACİLEN DEĞİŞTİRİLMELİ Yüzbinlerce vergi mükellefi, bu ince ayrıntıyı bilmiyor. Daha ötesi muhasebecilerin hatta yeminli mali müşavirlerin bile çoğu, bu ayrıntının farkında değil. Başlıktaki “Aman dikkat” uyarımız, ileride vergi ve ceza ile muhatap olmamanız için. Bize göre, 18 yaşını dolduran çocuklara ait “eğitim ve sağlık” harcamalarının, yıllık beyannamede bildirilen gelirden indirilmesine izin verilmemesi, doğru bir uygulama değil. İlgili yasa maddesinin acilen değiştirilmesi ya da bir genel tebliğ ile “küçük çocuk” deyiminin, tahsilde olan 25 yaşını doldurmamış çocukları da kapsadığının açıklanması gerekiyor. Bu yapılana kadar, aman dikkat!..
23.10.2010
ŞÜKRÜ KIZILOT
Üniversitede çocuk okutanlar aman dikkat NEYE mi? Aklınıza hiç gelmeyecek bir olaya! Özellikle vergi mükellefi olanlar; aman dikkat! “Çocuk” deyimini yanlış biliyor olabilirsiniz. Böyle olunca da çocuklarınızın eğitim ve sağlık harcamaları nedeniyle, başınız ağrıyabilir. ÇOCUK DEYİMİ Çocuk denilince ne anlaşılıyor? 1. Asgari geçim indirimi uygulamasında; 18 yaşına kadar ya da tahsilde olup 25 yaşını doldurmamış bulunan çocukları ifade ettiği belirtiliyor.
2. Aile reisi beyanı 29.7.1998’den itibaren yürürlükten kaldırıldı. Kaldırılmadan önce, GVK Madde 93’de, “çocuk deyimi 18 yaşını doldurmamış evlatları ifade eder” deniliyordu.
3. Ücretlilere vergi iadesi uygulandığı dönemde; yaş sınırına bakılmaksızın, ücretli ile birlikte oturan ve ücretli tarafından bakılan kişi çocuk kabul ediliyordu (255 No.lu Gelir Vergisi Genel Tebliği).
4. Yetim aylığı bağlanmasında; erkek çocuklara 18 yaşına kadar, orta öğretimde 20, yüksek öğretimde ise 25 yaşına kadar “çocuk” deyimi kapsamında aylık bağlanıyor.
5. Gelir Vergisi Kanunu’na Göre;
a) Küçük çocuklara ödenen ücret, ikramiye, komisyon ve tazminatlar gider yazılamıyor (GVK Md. 41/2).
b) Yıllık gelir vergisi beyannamesi veren mükellefler (esnaf, sanatkâr, tüccar, avukat, doktor, kira geliri beyan edenler vs.) gelirlerinin yüzde 10’unu aşmaması, harcamanın Türkiye’de yapılması ve gelir veya kurumlar vergisi mükellefiyeti bulunan gerçek ve tüzel kişilerden alınacak belgelerle kanıtlanması koşuluyla, küçük çocuklarına ilişkin olarak EĞİTİM VE SAĞLIK HARCAMALARINI, beyan ettikleri gelirden indirebiliyorlar (GVK Md. 89/2). ÇOCUK DEĞİL KÜÇÜK ÇOCUK Herhalde dikkatinizi çekmiştir. Gelir Vergisi Kanunu’nda “çocuk” değil “küçük çocuk” deyimi kullanılıyor. Gelir Vergisi Kanunu’nda “küçük çocuk” deyimi ile ilgili bir tanım yer almıyor. Ancak, Gelir İdaresi Başkanlığı İstanbul Vergi Dairesi Başkanlığı, bu konuda 2009 yılında; “… küçük çocuk ifadesinden, 18 yaşını doldurmamış ve mükellef tarafından bakmakla yükümlü olunan çocukların anlaşılması gerekir. 22 yaşındaki çocuk, 18 yaşından büyük olduğu için yabancı dil kursu harcamaları, yıllık beyannamede bildirilen gelirden indirilemez” diye görüş bildirmiştir (B.07.4.DEF.0.34.11/GVK-89-2 sayılı). Görüldüğü gibi, vergi idaresinin görüş ve uygulaması, 18 yaşını dolduran çocuklarla ilgili eğitim ve sağlık harcamalarının, yıllık beyannamede bildirilen gelirden indirilemeyeceği yönünde. ACİLEN DEĞİŞTİRİLMELİ Yüzbinlerce vergi mükellefi, bu ince ayrıntıyı bilmiyor. Daha ötesi muhasebecilerin hatta yeminli mali müşavirlerin bile çoğu, bu ayrıntının farkında değil. Başlıktaki “Aman dikkat” uyarımız, ileride vergi ve ceza ile muhatap olmamanız için. Bize göre, 18 yaşını dolduran çocuklara ait “eğitim ve sağlık” harcamalarının, yıllık beyannamede bildirilen gelirden indirilmesine izin verilmemesi, doğru bir uygulama değil. İlgili yasa maddesinin acilen değiştirilmesi ya da bir genel tebliğ ile “küçük çocuk” deyiminin, tahsilde olan 25 yaşını doldurmamış çocukları da kapsadığının açıklanması gerekiyor. Bu yapılana kadar, aman dikkat!..
23.10.2010
ŞÜKRÜ KIZILOT
21 Ekim 2010 Perşembe
hizmet borçlanmasının sayılacağı kurum
SOSYAL GÜVENLİK KURUMU BAŞKANLIĞI
Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü
Sayı : B.13.2.SGK.0.10.03.00-13628405/559
Konu : Hizmet Borçlanma İşlemleri.
G E N E L G E 2010/106 16.10.2010
3- BORÇLANMA TARİHİNDEKİ STATÜNÜN BELİRLENMESİ
3.1- Kanunun 41 inci maddesi gereğince yapılan borçlanma statülerinin belirlenmesi
a) 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin (c) ve (ı) bentlerine göre borçlandırılan
süreler 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında; aynı maddenin (a), (b), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerine göre borçlandırılan süreler ise borçlandığı tarihteki 4 üncü maddenin birinci fıkrasının ilgili bendine göre,
b) Sigortalılığı sona erdikten sonra 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin (a), (b), (d),
(e), (f), (g) ve (h) bentlerine göre borçlandırılan süreler, en son sigortalılık statüsüne göre,
c) 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi uyarınca haklarında 5434 sayılı Kanunun
mülga hükümleri uygulanacak olan sigortalıların 41 inci maddenin (a), (f) ve (g) bentlerine göre
borçlandırılan süreleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında,
d) 2925 sayılı Kanuna tabi sigortalılığı devam edenlerden daha önce 5510 sayılı Kanunun
4 üncü maddesi kapsamında sigortalılığı bulunanların borçlanılacak süreleri 4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında,
e) 5510 sayılı Kanununun 4 üncü maddesi kapsamında zorunlu sigortalılığı sona erdikten
sonra isteğe bağlı sigortaya prim ödeyenlerden sigortalılığı sona erdikten sonra 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin (a), (b), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerine göre borçlandırılan süreler 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında,
f) 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin (g) bendine tabi sigortalıların borçlanma
statüsü 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında,
sigortalılık süresi olarak değerlendirilecektir.
Örnek 1- 10/11/1998-15/12/2000 tarihleri arasında 506 sayılı Kanuna, 5/1/2005
tarihinden itibaren ise 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalı olan ve 10/3/2001-10/3/2003 tarihleri arasındaki doğum süresini borçlanan sigortalı (M)’nin bu süresi 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tabi sigortalılık süresi olarak dikkate alınacaktır. (ÖZETLERSEK :ssk ya saydırmak istiyorsan isteğe bağlı (4b) yada bağ-kur dan çıkışını yap, işçi olarak sigortalı ol ve borçlanma yap)
Örnek 2- 1/11/2006-1/2/2008 tarihleri arasında 506 sayılı Kanuna, 5/8/2008-8/7/2009
tarihleri arasında 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalılığı bulunan ve 16/6/2010 tarihinde müracaat
ederek 6/3/1975-7/11/1976 tarihleri arasında yaptığı askerlik hizmetini borçlanan sigortalı
(N)’nin borçlandığı süre 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tabi sigortalılık süresi
olarak dikkate alınacaktır. (ÖZETLERSEK :ssk ya saydırmak istiyorsan isteğe bağlı (4b) yada bağ-kur dan çıkışını yap, işçi olarak sigortalı ol ve borçlanma yap)
işin özü :
borçlanılan süreler ; borçlanma yaptığınız günde bulunduğunuz veya son olarak prim ödediğiniz sigortalılık (4a ssk, 4b bağ-kur, 4c emekli sandığı) günlerine eklenir/sayılır
Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü
Sayı : B.13.2.SGK.0.10.03.00-13628405/559
Konu : Hizmet Borçlanma İşlemleri.
G E N E L G E 2010/106 16.10.2010
3- BORÇLANMA TARİHİNDEKİ STATÜNÜN BELİRLENMESİ
3.1- Kanunun 41 inci maddesi gereğince yapılan borçlanma statülerinin belirlenmesi
a) 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin (c) ve (ı) bentlerine göre borçlandırılan
süreler 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (c) bendi kapsamında; aynı maddenin (a), (b), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerine göre borçlandırılan süreler ise borçlandığı tarihteki 4 üncü maddenin birinci fıkrasının ilgili bendine göre,
b) Sigortalılığı sona erdikten sonra 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin (a), (b), (d),
(e), (f), (g) ve (h) bentlerine göre borçlandırılan süreler, en son sigortalılık statüsüne göre,
c) 5510 sayılı Kanunun geçici 4 üncü maddesi uyarınca haklarında 5434 sayılı Kanunun
mülga hükümleri uygulanacak olan sigortalıların 41 inci maddenin (a), (f) ve (g) bentlerine göre
borçlandırılan süreleri 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında,
d) 2925 sayılı Kanuna tabi sigortalılığı devam edenlerden daha önce 5510 sayılı Kanunun
4 üncü maddesi kapsamında sigortalılığı bulunanların borçlanılacak süreleri 4 üncü maddenin
birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında,
e) 5510 sayılı Kanununun 4 üncü maddesi kapsamında zorunlu sigortalılığı sona erdikten
sonra isteğe bağlı sigortaya prim ödeyenlerden sigortalılığı sona erdikten sonra 5510 sayılı Kanunun 41 inci maddesinin (a), (b), (d), (e), (f), (g) ve (h) bentlerine göre borçlandırılan süreler 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında,
f) 5510 sayılı Kanunun 5 inci maddesinin (g) bendine tabi sigortalıların borçlanma
statüsü 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (a) bendi kapsamında,
sigortalılık süresi olarak değerlendirilecektir.
Örnek 1- 10/11/1998-15/12/2000 tarihleri arasında 506 sayılı Kanuna, 5/1/2005
tarihinden itibaren ise 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalı olan ve 10/3/2001-10/3/2003 tarihleri arasındaki doğum süresini borçlanan sigortalı (M)’nin bu süresi 5510 sayılı Kanunun 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tabi sigortalılık süresi olarak dikkate alınacaktır. (ÖZETLERSEK :ssk ya saydırmak istiyorsan isteğe bağlı (4b) yada bağ-kur dan çıkışını yap, işçi olarak sigortalı ol ve borçlanma yap)
Örnek 2- 1/11/2006-1/2/2008 tarihleri arasında 506 sayılı Kanuna, 5/8/2008-8/7/2009
tarihleri arasında 1479 sayılı Kanuna tabi sigortalılığı bulunan ve 16/6/2010 tarihinde müracaat
ederek 6/3/1975-7/11/1976 tarihleri arasında yaptığı askerlik hizmetini borçlanan sigortalı
(N)’nin borçlandığı süre 4 üncü maddenin birinci fıkrasının (b) bendine tabi sigortalılık süresi
olarak dikkate alınacaktır. (ÖZETLERSEK :ssk ya saydırmak istiyorsan isteğe bağlı (4b) yada bağ-kur dan çıkışını yap, işçi olarak sigortalı ol ve borçlanma yap)
işin özü :
borçlanılan süreler ; borçlanma yaptığınız günde bulunduğunuz veya son olarak prim ödediğiniz sigortalılık (4a ssk, 4b bağ-kur, 4c emekli sandığı) günlerine eklenir/sayılır
4 Ekim 2010 Pazartesi
İŞ KAZASI DURUMUNDA İŞÇİ NE YAPMALI?
04 Ekim 2010
Cumhur Sinan Özdemir
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Baş İş Müfettişi -Ankara
csnozdemir@gmail.com
İŞ KAZASI DURUMUNDA İŞÇİ NE YAPMALI?
Önceden planlanmayan, bilinmeyen veya kontrol dışına çıkan,çevresine zarar verebilecek nitelikteki olaylara kaza denir. Kaza sonucu meydana gelen zarar insan unsuruna yönelik ise ceza hukukunun ve Sosyal Güvenlik Kurumu mevzuatının,mala gelen zarar da ise genel hukukun kuralları işler.Genel hukuk kuralları bakımından kaza olayının cinsini belirlemek için meydana gelen olayla, oluş yeri ve nedeni arasında bir neden-sonuç ilişkisi bulunması gerekir. İş kazalarının etkileri sadece işçilerle sınırlı kalmamakta özelikle işverene büyük maliyetlere de neden olmaktadır.
İş Kazası
a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
d) 5510 sayılı Kanunun 4/a (eski SSK) maddesi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olaya iş kazası denir.
İş kazası sayabilmek için; Kazayı geçiren kişinin sigortalı olması, kazanın meydana gelmesi, kaza ile sonuç arasında uygun bir illiyet bağının bulunması kaza sonucu bedence veya ruhça özre uğraması ve bu unsurların bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir. Ancak İş kazası işin yürütümü sırasında meydana gelen olayı ifade etmekte ise de, yapılan işle ilgisi olmayan hal ve durumlarda meydana gelen olayları da kapsamaktadır.
Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen olayların yapılan işle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın iş kazası sayılması gerekmektedir. Bu bakımdan sigortalıların;
- Avluda yürürken düşmesi,
- Dinlenme saatinde top oynarken ayağının burkulması,
- Bahçedeki meyve ağacından meyve toplarken düşmesi,
- Yemek yerken elini kesmesi,
- Dinlenme odasında dinlenirken sobadan zehirlenmesi,
- İşyerinde intihar etmesi,
- İşyeri sınırları içinde bulunan havuzda boğularak ölmesi,
- Ücretli izinli bulunduğu sırada çalıştığı işyerindeki arkadaşlarını ziyaret için geldiğinde kaza geçirmesi,
- Araçlarla çalışanların bu araçlarda geçirecekleri kazalar iş kazası olarak kabul edilecektir.
Herhangi bir olayla ilgili olmaksızın işyerinde geçirdiği bir kalp krizi veya başka bir hastalık nedeniyle vefat eden sigortalının ölümünün iş kazası olarak kabulüne imkân bulunmamaktadır.
İş Kazası Bildirimi
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun 13 ve 14 ile 4857 sayılı İş Kanunu 77.maddesi hükümleri gereği iş kazası ve meslek hastalığının en geç üç işgünü içinde Sosyal Güvenlik Kurumu ilgili İl Müdürlüğüne ve en geç iki iş günü içinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ilgili Bölge Müdürlüğüne bildirilmesi zorunludur.
Bildirim süresine uyulmaması halinde işverenler hakkında;
a) 4857 sayılı İş Kanunu 77.maddesine muhalefetten aynı Kanunun 105.maddesine göre 1.144 TL idari para cezası uygulanacaktır.
b) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 13 ve 14. maddelerinde belirtildiği üzere Kurumca işçiye yapılmış bulunan masraflar ile ödenmişse geçici iş göremezlik ödenekleri rücu edilecektir. 96.madde gereğide; Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen olayın iş kazası bildiriminde bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığı anlaşılırsa, Kurumca bu olay için yersiz olarak yapılmış bulunan ödemeler, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan tahsil edilecektir.
İş Kazası Durumunda İşçi Ne Yapmalı?
1- İş kazasına maruz kalan işçinin öncelikle hastane belgelerinin iş kazası olarak düzenlenip düzenlenmediğini takip edilmelidir.
2- İş kazasının Sosyal Güvenlik Kurumu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirilip, bildirilmediği takip edilmelidir.
3- İş kazası durumunda kaza geçiren işçi sağlık kuruluşunda görevli güvenlik güçlerine vereceği ifadeye dikkat etmelidir. Örneğin “kaza benim kusurumdan kaynaklandı, işverenimdem şikâyetçi değilim” şeklinde verilecek ifade sonucu işveren hakkında açılacak ceza davası kanaatimce takipsizlikle sonuçlanabilir.
4- İş kazası süresince işveren tedavi konusunda gerekli hassasiyeti göstermez ise idari yönden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına şikâyet edileceği, adli yönden ise maddi-manevi tazminat davası açılacağı hususu yazılı olarak iletilmelidir.
5- İş kazası sonucu işçi işten çıkartılmış ise en kısa sürede İş Mahkemesi nezdinde dava açması gerekir.
Sonuç
İş kazası durumunda işveren iş kazasını Sosyal Güvenlik Kurumu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirmek, işçinin tedavisine yönelik gerekli hassasiyeti göstermek zorundadır. Aksi halde idari ve adli yönden cezai yaptırımlarla karşılacaktır.
Cumhur Sinan Özdemir
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı
Baş İş Müfettişi -Ankara
csnozdemir@gmail.com
İŞ KAZASI DURUMUNDA İŞÇİ NE YAPMALI?
Önceden planlanmayan, bilinmeyen veya kontrol dışına çıkan,çevresine zarar verebilecek nitelikteki olaylara kaza denir. Kaza sonucu meydana gelen zarar insan unsuruna yönelik ise ceza hukukunun ve Sosyal Güvenlik Kurumu mevzuatının,mala gelen zarar da ise genel hukukun kuralları işler.Genel hukuk kuralları bakımından kaza olayının cinsini belirlemek için meydana gelen olayla, oluş yeri ve nedeni arasında bir neden-sonuç ilişkisi bulunması gerekir. İş kazalarının etkileri sadece işçilerle sınırlı kalmamakta özelikle işverene büyük maliyetlere de neden olmaktadır.
İş Kazası
a) Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada,
b) İşveren tarafından yürütülmekte olan iş nedeniyle sigortalı kendi adına ve hesabına bağımsız çalışıyorsa yürütmekte olduğu iş nedeniyle,
c) Bir işverene bağlı olarak çalışan sigortalının, görevli olarak işyeri dışında başka bir yere gönderilmesi nedeniyle asıl işini yapmaksızın geçen zamanlarda,
d) 5510 sayılı Kanunun 4/a (eski SSK) maddesi kapsamındaki emziren kadın sigortalının, iş mevzuatı gereğince çocuğuna süt vermek için ayrılan zamanlarda,
e) Sigortalıların, işverence sağlanan bir taşıtla işin yapıldığı yere gidiş gelişi sırasında meydana gelen ve sigortalıyı hemen veya sonradan bedenen ya da ruhen özre uğratan olaya iş kazası denir.
İş kazası sayabilmek için; Kazayı geçiren kişinin sigortalı olması, kazanın meydana gelmesi, kaza ile sonuç arasında uygun bir illiyet bağının bulunması kaza sonucu bedence veya ruhça özre uğraması ve bu unsurların bir arada gerçekleşmesi gerekmektedir. Ancak İş kazası işin yürütümü sırasında meydana gelen olayı ifade etmekte ise de, yapılan işle ilgisi olmayan hal ve durumlarda meydana gelen olayları da kapsamaktadır.
Sigortalının işyerinde bulunduğu sırada meydana gelen olayların yapılan işle ilgili olup olmadığına bakılmaksızın iş kazası sayılması gerekmektedir. Bu bakımdan sigortalıların;
- Avluda yürürken düşmesi,
- Dinlenme saatinde top oynarken ayağının burkulması,
- Bahçedeki meyve ağacından meyve toplarken düşmesi,
- Yemek yerken elini kesmesi,
- Dinlenme odasında dinlenirken sobadan zehirlenmesi,
- İşyerinde intihar etmesi,
- İşyeri sınırları içinde bulunan havuzda boğularak ölmesi,
- Ücretli izinli bulunduğu sırada çalıştığı işyerindeki arkadaşlarını ziyaret için geldiğinde kaza geçirmesi,
- Araçlarla çalışanların bu araçlarda geçirecekleri kazalar iş kazası olarak kabul edilecektir.
Herhangi bir olayla ilgili olmaksızın işyerinde geçirdiği bir kalp krizi veya başka bir hastalık nedeniyle vefat eden sigortalının ölümünün iş kazası olarak kabulüne imkân bulunmamaktadır.
İş Kazası Bildirimi
5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanun 13 ve 14 ile 4857 sayılı İş Kanunu 77.maddesi hükümleri gereği iş kazası ve meslek hastalığının en geç üç işgünü içinde Sosyal Güvenlik Kurumu ilgili İl Müdürlüğüne ve en geç iki iş günü içinde Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ilgili Bölge Müdürlüğüne bildirilmesi zorunludur.
Bildirim süresine uyulmaması halinde işverenler hakkında;
a) 4857 sayılı İş Kanunu 77.maddesine muhalefetten aynı Kanunun 105.maddesine göre 1.144 TL idari para cezası uygulanacaktır.
b) 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu 13 ve 14. maddelerinde belirtildiği üzere Kurumca işçiye yapılmış bulunan masraflar ile ödenmişse geçici iş göremezlik ödenekleri rücu edilecektir. 96.madde gereğide; Sosyal Güvenlik Kurumuna bildirilen olayın iş kazası bildiriminde bildirilen hususların gerçeğe uymadığı ve olayın iş kazası olmadığı anlaşılırsa, Kurumca bu olay için yersiz olarak yapılmış bulunan ödemeler, ödemenin yapıldığı tarihten itibaren gerçeğe aykırı bildirimde bulunanlardan tahsil edilecektir.
İş Kazası Durumunda İşçi Ne Yapmalı?
1- İş kazasına maruz kalan işçinin öncelikle hastane belgelerinin iş kazası olarak düzenlenip düzenlenmediğini takip edilmelidir.
2- İş kazasının Sosyal Güvenlik Kurumu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirilip, bildirilmediği takip edilmelidir.
3- İş kazası durumunda kaza geçiren işçi sağlık kuruluşunda görevli güvenlik güçlerine vereceği ifadeye dikkat etmelidir. Örneğin “kaza benim kusurumdan kaynaklandı, işverenimdem şikâyetçi değilim” şeklinde verilecek ifade sonucu işveren hakkında açılacak ceza davası kanaatimce takipsizlikle sonuçlanabilir.
4- İş kazası süresince işveren tedavi konusunda gerekli hassasiyeti göstermez ise idari yönden Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına şikâyet edileceği, adli yönden ise maddi-manevi tazminat davası açılacağı hususu yazılı olarak iletilmelidir.
5- İş kazası sonucu işçi işten çıkartılmış ise en kısa sürede İş Mahkemesi nezdinde dava açması gerekir.
Sonuç
İş kazası durumunda işveren iş kazasını Sosyal Güvenlik Kurumu ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bildirmek, işçinin tedavisine yönelik gerekli hassasiyeti göstermek zorundadır. Aksi halde idari ve adli yönden cezai yaptırımlarla karşılacaktır.
SGK’nın Eksik Gün
SGK’nın Eksik Gün Nedenlerinde Değişiklik Yaptığını Biliyor Musunuz?
I.GİRİŞ
Ülkemizde kayıtdışı istihdamın SGK’ya yansıyan en önemli çeşitlerinden biri de çalışanların prim ödeme günlerinin Kuruma eksik beyan edilmesidir.
Buna çözüm olarak Ay/dönem içinde işe girişi veya işten çıkışı bulunmayan, çeşitli nedenlerle (istirahat, ücretsiz izin, disiplin cezası gibi) ay/dönemin bazı günlerinde çalışmayan ve çalışmadığı günler için de ücret almayan sigortalıların ilgili ay/dönemdeki eksik prim ödeme gün sayılarının nedenlerinin SGK’ya bildirilmesi zorunlu bulunmaktadır.
II.GENEL OLARAK EKSİK GÜN NEDENLERİ
Aylık prim ve hizmet belgesi ile birlikte ay içinde 30 günden az çalışan veya eksik ücret ödenen sigortalılara ilişkin;
1. Kurumca yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucularından veya işyeri hekimlerinden alınmış istirahatlı olduğunu gösteren raporu,
2. Ücretsiz veya aylıksız izinli olduğunu kanıtlayan izin belgesi,
3. Disiplin cezası uygulaması, gözaltına alınma ile tutukluluk hâline ilişkin belgeleri,
4. ç) Kısmi süreli çalışmalara ait yazılı iş sözleşmesi, www.muhasebenet.net
5. İşverenin veya sigortalının imzasını da taşıyan puantaj kayıtları,
6. Grev, lokavt, genel hayatı etkileyen olaylar, doğal afetler nedeniyle işyerinde faaliyetin durdurulduğunu veya işe ara verildiğini gösteren ilgili resmî makamlardan alınan yazı örneği,
Sigortalıların eksik gün bildirimine ilişkin bilgi formu (Ek-10 ekinde SGK’ya verilir veya Acele Posta Servisi, iadeli taahhütlü ya da taahhütlü olarak gönderilmesi zorunlu bulunmaktadır.
Yukarıda sayılan hâllere ilişkin belgelerin geriye yönelik olarak her zaman düzenlenebilir nitelikte olanları, aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi gereken süreden sonra verilmesi hâlinde işleme konulmamaktadır. Bu durumların dışındaki otuz günden az çalışılan sürelere ait geçerli belgeleri belirlemeye Kurum Yönetim Kurulu yetkilidir. İşyerinde sigortalı çalıştırmaya ara verdiğini sigortalıyı çalıştırmaya son verdiği tarihten itibaren 15 gün içinde yazılı olarak bildiren işverenin, her ay ayrıca sigortalı çalıştırmadığına ve ücret ödemediğine ilişkin bir bildirimde bulunması gerekmez.
Kamu işyerleri ile toplu iş sözleşmesi yapılan işyerlerinde çalışan sigortalılara ilişkin eksik gün bildirim nedenlerinin aylık prim ve hizmet belgesinde belirtilmesi yeterlidir. Bu işyerleri için ayrıca eksik gün bildirim formu ile eki belgeler aranmamaktadır. www.muhasebenet.net
Yalnızca genel sağlık sigortasına tabi olanlar için aylık prim ve hizmet belgesi verilmez. Genel sağlık sigortası priminin alınmasına esas tahakkuk işlemi, Kurumca oluşturulmaktadır.
III.EN SON YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
Ay içinde bazı iş günlerinde çalışmayan ve çalışmadığı günler için de ücret ödenmeyen sigortalılara ilişkin eksik gün nedenlerinden,
02- Ücretsiz/aylıksız izin seçeneği kaldırılmış, yerine;
19-Ücretsiz doğum izni
20-Ücretsiz yol izni
21-Diğer ücretsiz izinseçenekleri ilave edilmiştir.
Bu bağlamda,1- 4857 sayılı İş Kanunun 74. maddesine istinaden doğum yapan kadın işçiye altı aya kadar verilen ücretsiz doğum izni için,
“19-Ücretsiz doğum izni” seçeneği, 2- 4857 sayılı İş Kanunun 56. maddesine istinaden, yıllık ücretli izne çıkan işçiye 4 (dört) güne kadar verilen ücretsiz yol izni için
“20-Ücretsiz yol izni” seçeneği,3- Yukarıda belirtilen nedenlerin dışında verilen ücretsiz izinler için
“21-Diğer ücretsiz izin” seçeneği, işaretlenmesi gerekmektedir.
İsa KARAKAŞ Sigorta Başmüfettişi
SGK Başmüfettişi isakarakas.com
Diğer makaleleri
I.GİRİŞ
Ülkemizde kayıtdışı istihdamın SGK’ya yansıyan en önemli çeşitlerinden biri de çalışanların prim ödeme günlerinin Kuruma eksik beyan edilmesidir.
Buna çözüm olarak Ay/dönem içinde işe girişi veya işten çıkışı bulunmayan, çeşitli nedenlerle (istirahat, ücretsiz izin, disiplin cezası gibi) ay/dönemin bazı günlerinde çalışmayan ve çalışmadığı günler için de ücret almayan sigortalıların ilgili ay/dönemdeki eksik prim ödeme gün sayılarının nedenlerinin SGK’ya bildirilmesi zorunlu bulunmaktadır.
II.GENEL OLARAK EKSİK GÜN NEDENLERİ
Aylık prim ve hizmet belgesi ile birlikte ay içinde 30 günden az çalışan veya eksik ücret ödenen sigortalılara ilişkin;
1. Kurumca yetkilendirilmiş sağlık hizmeti sunucularından veya işyeri hekimlerinden alınmış istirahatlı olduğunu gösteren raporu,
2. Ücretsiz veya aylıksız izinli olduğunu kanıtlayan izin belgesi,
3. Disiplin cezası uygulaması, gözaltına alınma ile tutukluluk hâline ilişkin belgeleri,
4. ç) Kısmi süreli çalışmalara ait yazılı iş sözleşmesi, www.muhasebenet.net
5. İşverenin veya sigortalının imzasını da taşıyan puantaj kayıtları,
6. Grev, lokavt, genel hayatı etkileyen olaylar, doğal afetler nedeniyle işyerinde faaliyetin durdurulduğunu veya işe ara verildiğini gösteren ilgili resmî makamlardan alınan yazı örneği,
Sigortalıların eksik gün bildirimine ilişkin bilgi formu (Ek-10 ekinde SGK’ya verilir veya Acele Posta Servisi, iadeli taahhütlü ya da taahhütlü olarak gönderilmesi zorunlu bulunmaktadır.
Yukarıda sayılan hâllere ilişkin belgelerin geriye yönelik olarak her zaman düzenlenebilir nitelikte olanları, aylık prim ve hizmet belgesinin verilmesi gereken süreden sonra verilmesi hâlinde işleme konulmamaktadır. Bu durumların dışındaki otuz günden az çalışılan sürelere ait geçerli belgeleri belirlemeye Kurum Yönetim Kurulu yetkilidir. İşyerinde sigortalı çalıştırmaya ara verdiğini sigortalıyı çalıştırmaya son verdiği tarihten itibaren 15 gün içinde yazılı olarak bildiren işverenin, her ay ayrıca sigortalı çalıştırmadığına ve ücret ödemediğine ilişkin bir bildirimde bulunması gerekmez.
Kamu işyerleri ile toplu iş sözleşmesi yapılan işyerlerinde çalışan sigortalılara ilişkin eksik gün bildirim nedenlerinin aylık prim ve hizmet belgesinde belirtilmesi yeterlidir. Bu işyerleri için ayrıca eksik gün bildirim formu ile eki belgeler aranmamaktadır. www.muhasebenet.net
Yalnızca genel sağlık sigortasına tabi olanlar için aylık prim ve hizmet belgesi verilmez. Genel sağlık sigortası priminin alınmasına esas tahakkuk işlemi, Kurumca oluşturulmaktadır.
III.EN SON YAPILAN DEĞİŞİKLİKLER
Ay içinde bazı iş günlerinde çalışmayan ve çalışmadığı günler için de ücret ödenmeyen sigortalılara ilişkin eksik gün nedenlerinden,
02- Ücretsiz/aylıksız izin seçeneği kaldırılmış, yerine;
19-Ücretsiz doğum izni
20-Ücretsiz yol izni
21-Diğer ücretsiz izinseçenekleri ilave edilmiştir.
Bu bağlamda,1- 4857 sayılı İş Kanunun 74. maddesine istinaden doğum yapan kadın işçiye altı aya kadar verilen ücretsiz doğum izni için,
“19-Ücretsiz doğum izni” seçeneği, 2- 4857 sayılı İş Kanunun 56. maddesine istinaden, yıllık ücretli izne çıkan işçiye 4 (dört) güne kadar verilen ücretsiz yol izni için
“20-Ücretsiz yol izni” seçeneği,3- Yukarıda belirtilen nedenlerin dışında verilen ücretsiz izinler için
“21-Diğer ücretsiz izin” seçeneği, işaretlenmesi gerekmektedir.
İsa KARAKAŞ Sigorta Başmüfettişi
SGK Başmüfettişi isakarakas.com
Diğer makaleleri
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)