Kazanç Tespitinde ‘Taşıt Sıkıntısı’ / Yahya Arıkan (31.10.2013)
Belli bir işyerine ve işverene bağlı olmaksızın mesleki ve ticari bilgisiyle faaliyet gösterenler serbest meslek erbabı sayılır ve kazanç üzerinden gelir vergisi öderler. Serbest çalışan...
Belli bir işyerine ve işverene bağlı olmaksızın mesleki ve ticari bilgisiyle faaliyet gösterenler serbest meslek erbabı sayılır ve kazanç üzerinden gelir vergisi öderler. Serbest çalışan, diş hekimi, avukat, mali müşavir ve benzerleri hep bu kapsamdadır.Gelir Vergisi Kanunu’nun “Mesleki Giderler” başlıklı 68. Maddesi’nin 4 numaralı bendinde, “mesleki faaliyette kullanılan tesisat, demirbaş eşya ve envantere dahil taşıtlar için Vergi Usul Kanunu hükümlerine göre ayrılan amortismanların”, aynı fıkranın 5 numaralı bendinde ise; “kiralanan veya envantere dahil olan ve işte kullanılan taşıtların giderlerinin” serbest meslek kazancının tespitinde hasılattan indirileceği açık olarak belirtilir.
Dikkat edileceği üzere, kanun maddesinde taşıt sayısı ile ilgili herhangi bir sınırlama bulunmuyor. Yani bir avukat, doktor veya mali müşavir envanterine dahil ettiği ve kullandığı birden fazla taşıtın da amortismanlarını, bakım onarım ile akaryakıt giderlerini kazancından indirebilir. O halde sorun ne diyeceksiniz! Sorun yine bir özelge. Ne yazık ki son dönemde kanuna aykırı olarak verilen özelgeler mükellefleri zor durumda bırakıyor.
Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen ve Gelir İdaresi Başkanlığı’nın internet sitesinde yer alan 31.07.2013 tarih ve 38418978- 120[68-12/9]-831 sayılı özelge, serbest meslek erbabının kafasını karıştırmış durumda.
Anılan özelgede, serbest meslek faaliyetinin ehemmiyet ve genişliği ile mütenasip olan ve işte kullanılan envantere kayıtlı araçların giderleri ile amortismanlarının indirim konusu yapılabileceği belirtiliyor. Tek başına icra edilen serbest meslek faaliyetine ilişkin envantere kayıtlı olsa dahi ikinci bir araca ait gider ve amortismanların ise indirim konusu yapılmasının mümkün olmayacağı ifade ediliyor. Öncelikle belirtmek gerekir ki, kanuni hüküm gereği taşıt harcamalarının giderleştirilmesinin sadece iki şartı var. Birincisi, işte kullanılmak, ikincisi envantere kayıt etmek. Yani özelgede belirtildiği gibi, mesleki faaliyetin genişliği ile orantılı olma şartı kanunda yer almıyor. Ayrıca, tek başına mesleki faaliyetini ifa eden bir serbest meslek erbabı bile yanında isterse bir yardımcı personel çalıştırabilir. Bu personelin işte kullanması amacıyla ikinci bir taşıta ihtiyacı olabilir. Örneğin, bir mali müşavir, bir stajyer mali müşavir çalıştırabilir ve hizmet verdiği müşterilerine gidilmesini sağlamak amacıyla bu stajyerine bir araç tahsis etmiş olabilir. Envanterine kaydettiği bu ikinci aracın amortismanı ve her türlü giderinin kazançtan indirilmeyeceğini düşünmek mümkün değildir. Sonuç olarak verilen özelgelerin kanun hükmünü yok sayıcı ya da kanun hükmünü mükellef aleyhine yorumlayıcı nitelikte olmasından kaçınmak gerekiyor. Binlerce serbest meslek erbabını etkileyecek bu tür özelgelerden kaçınmak, verilmiş olanlarını da düzeltmek gerekiyor.
31 Ekim 2013 Perşembe
23 Ekim 2013 Çarşamba
Kira ödemelerine Gider Pusulası DÜZENLENEMEZ
Ozan Bingöl
Vergi Uzmanı
Kira Ödemelerinde Gider Pusulası Düzenlenmez!
Tarih: 23.10.2013
Geçtiğimiz günlerde Şükrü Kızılot hocamın gazetedeki köşesinden değindiği ve muhasebe camiasında büyük ilgi uyandıran “kira ödemelerinde gider pusulası düzenlenmesi gerektiği” hakkındaki yazısı ve Kocaeli vergi dairesinin ilgili özelgesini değerlendirmenin elzem olduğu kanısındayım.
Öncelikle Kocaeli vergi dairesinin verdiği “İşyeri kira ödemesi yapanlar, banka dekontunu ‘kira ödemesinin belgesi’ olarak, defterlerine gider yazamazlar. İşyerini kiraya verene ayrıca gider pusulası imzalatmaları gerekir” dediği 16.05.2013 tarih ve 70280967-105-89 sayılı özelgesini ele alalım. Burada belirtilen gider pusulası düzenleme zorunluluğu Vergi Usul Kanunun 234. Maddesinde şöyle belirtilmiştir, “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler, defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabı ve çiftçiler, vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için gider pusulası düzenlemek zorundadırlar” denilmektedir. Vergiden muaf esnaf kavramı Gelir Vergisi Kanunu’nun 9. maddesinde tanımlanmıştır. 9. maddede sayılan hiçbir iş şahsi gayrimenkulü kiraya verme ile ilgili değildir. Kira geliri elde eden vatandaşlarımız her şekilde Gelir Vergisi Kanununun 70. Maddesinde “Gayrımenkul Sermaye İradı” elde eden mükellef olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle kira geliri elde eden vatandaş gelir vergisi kapsamında mükelleftir, ödeme yapacak kiracı ise ödemeyi bankadan dekontla yapabilir, ayrıca gider pusulası düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır. Çünkü kira geliri elde eden vatandaş GVK 9. Maddeye göre vergiden muaf esnaf tanımında yer almaz.
Vergi Usul Kanunu’nun “Diğer vesikalar” başlıklı 242. maddesinde, ticari işletmelerin, kanunda özel olarak düzenlenenler “dışında kalan ve bir hüküm ifade eden veya icabında bir hakkın ispatına delil olarak kullanılabilen mukavelename, taahhütname, kefaletname, mahkeme ilamları gibi hukuki vesikalarla ihbarname, karar örnekleri, vergi makbuzları gibi vergi evrakını bir dosyada muhafaza etmeye mecbur” oldukları belirtilmiştir. Şöyle ki yine VUK madde 134 gereğince yapılan bir inceleme işleminde Vergi yönetiminin delil kabul ettiği en önemli belgelerden birisi banka dekontlarıdır. Ayrıca KDV 84 seri nolu genel tebliğe de atıfta bulunacak olursak “Bankalar Kanunu hükümlerine göre faaliyette bulunan bankalar veya özel finans kurumlarınca düzenlenmiş döviz alım belgesi aslı veya ilgili banka veya özel finans kurumu şubesince onaylanmış örneği” aranmaktadır.
Yukarıda yaptığımız açıklamalar ve verdiğimiz örnekler doğrultusunda banka dekontlarının tevsik edici bir belge niteliğinde olduğu açık ve net görülmektedir. İlgili özelgenin en kısa sürede düzeltilmesi ve kamuoyunda bu tür karışıklıklara ve ihtilaflara sebebiyet verilmemesi gerekmektedir.
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
Vergi Uzmanı
Kira Ödemelerinde Gider Pusulası Düzenlenmez!
Tarih: 23.10.2013
Geçtiğimiz günlerde Şükrü Kızılot hocamın gazetedeki köşesinden değindiği ve muhasebe camiasında büyük ilgi uyandıran “kira ödemelerinde gider pusulası düzenlenmesi gerektiği” hakkındaki yazısı ve Kocaeli vergi dairesinin ilgili özelgesini değerlendirmenin elzem olduğu kanısındayım.
Öncelikle Kocaeli vergi dairesinin verdiği “İşyeri kira ödemesi yapanlar, banka dekontunu ‘kira ödemesinin belgesi’ olarak, defterlerine gider yazamazlar. İşyerini kiraya verene ayrıca gider pusulası imzalatmaları gerekir” dediği 16.05.2013 tarih ve 70280967-105-89 sayılı özelgesini ele alalım. Burada belirtilen gider pusulası düzenleme zorunluluğu Vergi Usul Kanunun 234. Maddesinde şöyle belirtilmiştir, “Birinci ve ikinci sınıf tüccarlar, kazancı basit usulde tespit edilenler, defter tutmak mecburiyetinde olan serbest meslek erbabı ve çiftçiler, vergiden muaf esnafa yaptırdıkları işler veya onlardan satın aldıkları emtia için gider pusulası düzenlemek zorundadırlar” denilmektedir. Vergiden muaf esnaf kavramı Gelir Vergisi Kanunu’nun 9. maddesinde tanımlanmıştır. 9. maddede sayılan hiçbir iş şahsi gayrimenkulü kiraya verme ile ilgili değildir. Kira geliri elde eden vatandaşlarımız her şekilde Gelir Vergisi Kanununun 70. Maddesinde “Gayrımenkul Sermaye İradı” elde eden mükellef olarak tanımlanmaktadır. Bu nedenle kira geliri elde eden vatandaş gelir vergisi kapsamında mükelleftir, ödeme yapacak kiracı ise ödemeyi bankadan dekontla yapabilir, ayrıca gider pusulası düzenlenmesine gerek bulunmamaktadır. Çünkü kira geliri elde eden vatandaş GVK 9. Maddeye göre vergiden muaf esnaf tanımında yer almaz.
Vergi Usul Kanunu’nun “Diğer vesikalar” başlıklı 242. maddesinde, ticari işletmelerin, kanunda özel olarak düzenlenenler “dışında kalan ve bir hüküm ifade eden veya icabında bir hakkın ispatına delil olarak kullanılabilen mukavelename, taahhütname, kefaletname, mahkeme ilamları gibi hukuki vesikalarla ihbarname, karar örnekleri, vergi makbuzları gibi vergi evrakını bir dosyada muhafaza etmeye mecbur” oldukları belirtilmiştir. Şöyle ki yine VUK madde 134 gereğince yapılan bir inceleme işleminde Vergi yönetiminin delil kabul ettiği en önemli belgelerden birisi banka dekontlarıdır. Ayrıca KDV 84 seri nolu genel tebliğe de atıfta bulunacak olursak “Bankalar Kanunu hükümlerine göre faaliyette bulunan bankalar veya özel finans kurumlarınca düzenlenmiş döviz alım belgesi aslı veya ilgili banka veya özel finans kurumu şubesince onaylanmış örneği” aranmaktadır.
Yukarıda yaptığımız açıklamalar ve verdiğimiz örnekler doğrultusunda banka dekontlarının tevsik edici bir belge niteliğinde olduğu açık ve net görülmektedir. İlgili özelgenin en kısa sürede düzeltilmesi ve kamuoyunda bu tür karışıklıklara ve ihtilaflara sebebiyet verilmemesi gerekmektedir.
Kaynak: www.MuhasebeTR.com
21 Ekim 2013 Pazartesi
İŞSİZLİK SİGORTASI İŞLEMLERİNDE SGK FESİH NEDENLERİ
SGK FESİH KODU SGK FESİH NEDENLERİ İŞKUR FESİH NEDENİ (SİSTEMDEKİ KARŞILIĞI) DEĞERLENDİRME
01 Deneme süreli iş sözleşmesinin işverence feshi Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
02 Deneme süreli iş sözleşmesinin işçi tarafından feshi Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
03 Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işçi tarafından feshi (istifa) İstifa Hak Kazanmaz
04 Belirsiz süreli iş sözleşmesinin işveren tarafından haklı sebep bildirilmeden feshi 4447/a Kazanır
05 Belirli süreli iş sözleşmesinin sona ermesi 4447/d Kazanır
08 Emeklilik (yaşlılık) veya toptan ödeme nedeniyle Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
09 Malulen emeklilik nedeniyle Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
10 Ölüm Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
11 İş kazası sonucu ölüm Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
12 Askerlik Askerlik Kazanır
13 Kadın işçinin evlenmesi Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
14 Emeklilik için yaş dışında diğer şartların tamamlanması Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
15 Toplu işçi çıkarma 4447/a Kazanır
16 Sözleşme sona ermeden sigortalının aynı işverene ait diğer işyerine nakli Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
17 İşyerinin kapanması 4447/e Kazanır
18 İşin sona ermesi 4447/e Kazanır
19 Mevsim bitimi (İş akdinin askıya alınması halinde kullanılır. Tekrar başlatılmayacaksa "4" nolu kod kullanılır) Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
20 Kampanya bitimi (İş akdinin askıya alınması halinde kullanılır. Tekrar başlatılmayacaksa "4" nolu kod kullanılır) Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
21 Statü değişikliği Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
22 Diğer nedenler Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
23 İşçi tarafından zorunlu nedenle fesih 4447/b Kazanır
24 İşçi tarafından sağlık nedeniyle fesih 4447/b Kazanır
25 İşçi tarafından işverenin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih 4447/b Kazanır
26 Disiplin kurulu kararı ile fesih İşçinin Kusuru Hak Kazanmaz
27 İşveren tarafından zorunlu nedenlerle ve tutukluluk nedeniyle fesih 4447/c Kazanır
28 İşveren tarafından sağlık nedeni ile fesih 4447/c Kazanır
29 İşveren tarafından işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırı davranışı nedeni ile fesih İşçinin Kusuru Hak Kazanmaz
30 Vize süresinin bitimi ( İş akdinin askıya alınması halinde kullanılır. Tekrar başlatılmayacaksa "4" nolu kod kullanılır) Kapsam Dışı Fesih Hak Kazanmaz
31 Borçlar Kanunu, Sendikalar Kanunu, Grev ve Lokavt Kanunu kapsamında kendi istek ve kusuru dışında fesih 4447/g Kazanır
32 4046 sayılı Kanunun 21. maddesine göre özelleştirme nedeni ile fesih 4447/f Kazanır
33 Gazeteci tarafından sözleşmenin feshi 4447/b Kazanır
34 İşyerinin devri, işin veya işyerinin niteliğinin değişmesi nedeniyle fesih 4447/e Kazanır
iade hakkı doğuran işlemler UYGULAMASI 01.11.2013
10 Ekim 2013 Tarihli Resmi Gazete
Sayı: 28791
Maliye Bakanlığından:
VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO:429)
1. Giriş ve Kapsam
Vergi kanunları gereği iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle nakden veya mahsuben talep edilecek iadelerin başvurularına ilişkin olarak 10/1/1961 tarihli ve 10703 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 120 nci maddesi ve diğer vergi kanunlarının Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden aşağıdaki düzenlemeler yapılmıştır.
2. İade Talep Dilekçelerinin Standart Hale Getirilmesine İlişkin Esaslar
Bu Tebliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle nakden veya mahsuben yapılacak iade talepleri, Başkanlığımız internet vergi dairesi üzerinden elektronik ortamda, bu Tebliğ ekindeki standart dilekçeler kullanılmak suretiyle yapılır.
İade talep dilekçeleri, internet vergi dairesi şifresi kullanılmak suretiyle mükellefler veya mükelleflerce yetkilendirilecek 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre yetki almış bir meslek mensubu (serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavir) vasıtası ile elektronik ortamda gönderilebilir.
Yetkilendirme olması durumunda, meslek mensubunun kimlik bilgileri (adı soyadı, T.C. kimlik numarası, vergi dairesi, adresi, telefon numarası, ortaklık veya şirket olması halinde ortaklığın veya şirketin adı veya unvanı, meslek unvanıve ruhsat numarası) ile bağlı olduğu meslek odasının adını da içeren bir dilekçenin mükellef tarafından bağlı olunan vergi dairesine verilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, mükellefler tarafından meslek mensuplarına verilen yetkinin iptal edilmek istenmesi halinde, mükellefçe bu husus bağlı olunan vergi dairesine bir dilekçe ile bildirilir.
Mükellefler aynı standart dilekçe ile hem mahsuben hem de nakden iade talebinde bulunabilirler. Bu durumda mahsuben iadesi talep edilen tutar için mahsuben iadenin şartları, nakden iadesi talep edilen tutar için nakden iadenin şartları aranır.
Dilekçelere eklenmesi gereken belgeler elektronik olarak eklenir. Elektronik olarak verilmesi mümkün olmayanlar ise vergi dairesine evrak kayıt numarası/iade dosya numarası belirtilmek suretiyle teslim edilir.
İade taleplerini elektronik olarak yapmak zorunda olan mükelleflerin iade taleplerini elektronik olarak yapmamaları durumunda iade talepleri dikkate alınmayacaktır.
Bu Tebliğe ekli (6) numaralı iade talep dilekçesi ile yapılacak iade taleplerinin ilgili vergi dairesine yazılı olarak başvurulmak suretiyle veya elektronik olarak yapılması mümkündür. Dolayısıyla, (6) numaralı talep dilekçesine konu iade taleplerinin elektronik ortamda verilmesi ihtiyaridir.
Verilmesi gereken beyannamelerden hiçbirini elektronik ortamda verme zorunluluğu bulunmayan mükellefler, iade taleplerini elektronik ortamda yapabilecekleri gibi, standart iade talep dilekçelerini kullanarak vergi dairesine de başvurabilirler.
Gelir İdaresi Başkanlığınca elektronik ortamda alınması uygun görülen belgeler ayrıca kâğıt ortamında vergi dairesine verilmez.
Bu Tebliğde yer verilen başvuru şartlarına uygun olmaması nedeniyle iade talebinin dikkate alınmaması, iade hakkını ortadan kaldırmadığı gibi gerekli şartların sağlanması halinde yeniden iade talebinde bulunulmasına da engel değildir.
3. Standart İade Talep Dilekçeleri
İade talep dilekçeleri, aşağıda belirtilen adlarla, ilgili mevzuatta belirlenen esaslara uygun olarak standart formlar halinde düzenlenmiştir.
Buna göre;
a. Kesinti yoluyla ödenen vergilerden doğan gelir veya kurumlar vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1A),
b. Geçici vergiden doğan gelir veya kurumlar vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1B),
c. Fazla veya yersiz olarak ödenen gelir/kurumlar vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1C),
ç. İhracat istisnası nedeniyle doğan katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2A),
d. İhracat istisnası dışındaki tam istisnalar nedeniyle doğan katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2B),
e. Kısmi tevkifat uygulamasına ilişkin katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2C),
f. İndirimli orana tabi işlemlerden kaynaklanan katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2D),
g. Katma değer vergisi beyannamesinden bağımsız olarak yapılacak katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2E),
ğ. Fazla veya yersiz ödenen katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2F),
h. İhracat istisnasından ve indirimli ÖTV uygulamalarından doğan özel tüketim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel Tüketim Vergisi İade Talep Dilekçesi (3A),
ı. Fazla veya yersiz ödenen özel tüketim vergisi ile bazı uluslararası anlaşmalar kapsamındaki alımlara ilişkin özel tüketim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel Tüketim Vergisi İade Talep Dilekçesi (3B),
i. Özel iletişim vergisi beyannamesine bağlı olarak yapılacak özel iletişim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel İletişim Vergisi İade Talep Dilekçesi (4A),
j. Özel iletişim vergisi beyannamesinden bağımsız olarak yapılacak özel iletişim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel İletişim Vergisi İade Talep Dilekçesi (4B),
k. Avrupa Birliği mali yardımları kapsamındaki vergilerle ilgili nakden veya mahsuben iadeye ilişkin talepler için Avrupa Birliği Mali Yardımları Kapsamındaki Vergilerle İlgili İade Talep Dilekçesi (5),
l. Diğer iade talepleri için Diğer İadelere İlişkin Talep Dilekçesi (6)
kullanılacaktır.
4. İade Talebinin Değiştirilmesi veya Talepten Vazgeçilmesi
Mahsuben ve/veya nakden iade talebi, muhasebe işlem fişinin düzenlenmesinden önce verilecek yeni bir dilekçe ile değiştirilebilir veya iade talebinden vazgeçilebilir.
Değişiklik veya vazgeçme taleplerinin Tebliğ ekinde yer alan “İade Talebinin Değiştirilmesine/İade Talebinden Vazgeçilmesine İlişkin Dilekçe (7)” ile yapılması gerekmektedir.
Üçüncü şahısların borçlarına yönelik mahsup taleplerinin değiştirilebilmesi için üçüncü şahısların bu husustaki muvafakatlarının alınması ve bunu gösteren belgenin (noter tasdikli) dilekçe ekinde vergi dairesine ibraz edilmesi şarttır.
5. Diğer Hususlar
5.1. Bu Tebliğle iade taleplerinde kullanılması öngörülen standart iade talep dilekçeleri muhteviyatında değişiklik yapmaya Gelir İdaresi Başkanlığı yetkili olup, güncel standart iade talep dilekçelerine Başkanlık internet sitesinden ulaşılabilecektir.
5.2. Elektronik ortamda iade talebinde bulunmak zorunda olmayan mükellefler, iade talep dilekçelerini ve eklerini, ilgili vergi dairesine elden verebilecekleri gibi posta ile de gönderebilirler. Taahhütlü posta veya APS ile gönderilen dilekçe ve eklerinde postaya verildiği tarih, adi posta ile gönderilen dilekçe ve eklerinde ise vergi dairesi kayıtlarına giriş tarihi esas alınır.
5.3. 21/6/2006 tarihli ve 26205 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde sayılan fonların ve yatırım ortaklıklarının, 3/4/2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin (34.6) bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde doğan iade talepleri “Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1A)” ile yapılır.
6. Yürürlük
Bu Tebliğ yayımı tarihini izleyen ayın başında yürürlüğe girer.
Tebliğ olunur.
Tebliğin Ekleri
Sayı: 28791
Maliye Bakanlığından:
VERGİ USUL KANUNU GENEL TEBLİĞİ (SIRA NO:429)
1. Giriş ve Kapsam
Vergi kanunları gereği iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle nakden veya mahsuben talep edilecek iadelerin başvurularına ilişkin olarak 10/1/1961 tarihli ve 10703 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun 120 nci maddesi ve diğer vergi kanunlarının Bakanlığımıza verdiği yetkiye istinaden aşağıdaki düzenlemeler yapılmıştır.
2. İade Talep Dilekçelerinin Standart Hale Getirilmesine İlişkin Esaslar
Bu Tebliğin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, iade hakkı doğuran işlemler nedeniyle nakden veya mahsuben yapılacak iade talepleri, Başkanlığımız internet vergi dairesi üzerinden elektronik ortamda, bu Tebliğ ekindeki standart dilekçeler kullanılmak suretiyle yapılır.
İade talep dilekçeleri, internet vergi dairesi şifresi kullanılmak suretiyle mükellefler veya mükelleflerce yetkilendirilecek 1/6/1989 tarihli ve 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanununa göre yetki almış bir meslek mensubu (serbest muhasebeci, serbest muhasebeci mali müşavir veya yeminli mali müşavir) vasıtası ile elektronik ortamda gönderilebilir.
Yetkilendirme olması durumunda, meslek mensubunun kimlik bilgileri (adı soyadı, T.C. kimlik numarası, vergi dairesi, adresi, telefon numarası, ortaklık veya şirket olması halinde ortaklığın veya şirketin adı veya unvanı, meslek unvanıve ruhsat numarası) ile bağlı olduğu meslek odasının adını da içeren bir dilekçenin mükellef tarafından bağlı olunan vergi dairesine verilmesi gerekmektedir.
Öte yandan, mükellefler tarafından meslek mensuplarına verilen yetkinin iptal edilmek istenmesi halinde, mükellefçe bu husus bağlı olunan vergi dairesine bir dilekçe ile bildirilir.
Mükellefler aynı standart dilekçe ile hem mahsuben hem de nakden iade talebinde bulunabilirler. Bu durumda mahsuben iadesi talep edilen tutar için mahsuben iadenin şartları, nakden iadesi talep edilen tutar için nakden iadenin şartları aranır.
Dilekçelere eklenmesi gereken belgeler elektronik olarak eklenir. Elektronik olarak verilmesi mümkün olmayanlar ise vergi dairesine evrak kayıt numarası/iade dosya numarası belirtilmek suretiyle teslim edilir.
İade taleplerini elektronik olarak yapmak zorunda olan mükelleflerin iade taleplerini elektronik olarak yapmamaları durumunda iade talepleri dikkate alınmayacaktır.
Bu Tebliğe ekli (6) numaralı iade talep dilekçesi ile yapılacak iade taleplerinin ilgili vergi dairesine yazılı olarak başvurulmak suretiyle veya elektronik olarak yapılması mümkündür. Dolayısıyla, (6) numaralı talep dilekçesine konu iade taleplerinin elektronik ortamda verilmesi ihtiyaridir.
Verilmesi gereken beyannamelerden hiçbirini elektronik ortamda verme zorunluluğu bulunmayan mükellefler, iade taleplerini elektronik ortamda yapabilecekleri gibi, standart iade talep dilekçelerini kullanarak vergi dairesine de başvurabilirler.
Gelir İdaresi Başkanlığınca elektronik ortamda alınması uygun görülen belgeler ayrıca kâğıt ortamında vergi dairesine verilmez.
Bu Tebliğde yer verilen başvuru şartlarına uygun olmaması nedeniyle iade talebinin dikkate alınmaması, iade hakkını ortadan kaldırmadığı gibi gerekli şartların sağlanması halinde yeniden iade talebinde bulunulmasına da engel değildir.
3. Standart İade Talep Dilekçeleri
İade talep dilekçeleri, aşağıda belirtilen adlarla, ilgili mevzuatta belirlenen esaslara uygun olarak standart formlar halinde düzenlenmiştir.
Buna göre;
a. Kesinti yoluyla ödenen vergilerden doğan gelir veya kurumlar vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1A),
b. Geçici vergiden doğan gelir veya kurumlar vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1B),
c. Fazla veya yersiz olarak ödenen gelir/kurumlar vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1C),
ç. İhracat istisnası nedeniyle doğan katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2A),
d. İhracat istisnası dışındaki tam istisnalar nedeniyle doğan katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2B),
e. Kısmi tevkifat uygulamasına ilişkin katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2C),
f. İndirimli orana tabi işlemlerden kaynaklanan katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2D),
g. Katma değer vergisi beyannamesinden bağımsız olarak yapılacak katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2E),
ğ. Fazla veya yersiz ödenen katma değer vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Katma Değer Vergisi İade Talep Dilekçesi (2F),
h. İhracat istisnasından ve indirimli ÖTV uygulamalarından doğan özel tüketim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel Tüketim Vergisi İade Talep Dilekçesi (3A),
ı. Fazla veya yersiz ödenen özel tüketim vergisi ile bazı uluslararası anlaşmalar kapsamındaki alımlara ilişkin özel tüketim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel Tüketim Vergisi İade Talep Dilekçesi (3B),
i. Özel iletişim vergisi beyannamesine bağlı olarak yapılacak özel iletişim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel İletişim Vergisi İade Talep Dilekçesi (4A),
j. Özel iletişim vergisi beyannamesinden bağımsız olarak yapılacak özel iletişim vergisinin nakden veya mahsuben iadesine ilişkin talepler için Özel İletişim Vergisi İade Talep Dilekçesi (4B),
k. Avrupa Birliği mali yardımları kapsamındaki vergilerle ilgili nakden veya mahsuben iadeye ilişkin talepler için Avrupa Birliği Mali Yardımları Kapsamındaki Vergilerle İlgili İade Talep Dilekçesi (5),
l. Diğer iade talepleri için Diğer İadelere İlişkin Talep Dilekçesi (6)
kullanılacaktır.
4. İade Talebinin Değiştirilmesi veya Talepten Vazgeçilmesi
Mahsuben ve/veya nakden iade talebi, muhasebe işlem fişinin düzenlenmesinden önce verilecek yeni bir dilekçe ile değiştirilebilir veya iade talebinden vazgeçilebilir.
Değişiklik veya vazgeçme taleplerinin Tebliğ ekinde yer alan “İade Talebinin Değiştirilmesine/İade Talebinden Vazgeçilmesine İlişkin Dilekçe (7)” ile yapılması gerekmektedir.
Üçüncü şahısların borçlarına yönelik mahsup taleplerinin değiştirilebilmesi için üçüncü şahısların bu husustaki muvafakatlarının alınması ve bunu gösteren belgenin (noter tasdikli) dilekçe ekinde vergi dairesine ibraz edilmesi şarttır.
5. Diğer Hususlar
5.1. Bu Tebliğle iade taleplerinde kullanılması öngörülen standart iade talep dilekçeleri muhteviyatında değişiklik yapmaya Gelir İdaresi Başkanlığı yetkili olup, güncel standart iade talep dilekçelerine Başkanlık internet sitesinden ulaşılabilecektir.
5.2. Elektronik ortamda iade talebinde bulunmak zorunda olmayan mükellefler, iade talep dilekçelerini ve eklerini, ilgili vergi dairesine elden verebilecekleri gibi posta ile de gönderebilirler. Taahhütlü posta veya APS ile gönderilen dilekçe ve eklerinde postaya verildiği tarih, adi posta ile gönderilen dilekçe ve eklerinde ise vergi dairesi kayıtlarına giriş tarihi esas alınır.
5.3. 21/6/2006 tarihli ve 26205 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 13/6/2006 tarihli ve 5520 sayılı Kurumlar Vergisi Kanununun 5 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde sayılan fonların ve yatırım ortaklıklarının, 3/4/2007 tarihli ve 26482 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan 1 Seri No.lu Kurumlar Vergisi Genel Tebliğinin (34.6) bölümünde yapılan açıklamalar çerçevesinde doğan iade talepleri “Gelir/Kurumlar Vergisi İade Talep Dilekçesi (1A)” ile yapılır.
6. Yürürlük
Bu Tebliğ yayımı tarihini izleyen ayın başında yürürlüğe girer.
Tebliğ olunur.
Tebliğin Ekleri
15 Eylül 2012 Cumartesi
yeni senede hangi hesap planı kullanılacak?
http://www.thelira.com/yazar/31/ekrem-oncu/2051
1 Ocak 2013'ten itibaren defterler neye göre tutulacaktır?
Değerli okurlarımız bu yazımızın konusunu 1 Ocak 2013'ten itibaren muhasebenin Tek Düzen Hesap Planı ve Vergi Usul Kanunu'na (VUK) göre mi, yoksa Türkiye Muhasebe Standartlarına (TMS)/UFRS göre mi tutulacağı meselesi oluşturacaktır.
Bilindiği üzere 6102 sayılı Yeni TTK'nın defter tutma yükümlülüğüne ilişkin 64'üncü maddesi 6335 sayılı Kanunla değişmeden önce; “Her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle malvarlığı durumunu, Türkiye Muhasebe Standartlarına ve 88 inci madde hükümleri başta olmak üzere bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır...” şeklinde idi.
Bu düzenleme 6335 sayılı Kanunun 8'inci maddesi ile değiştirilerek; “Her tacir, ticari defterleri tutmak ve defterlerinde, ticari işlemleriyle ticari işletmesinin iktisadi ve mali durumunu, borç ve alacak ilişkilerini ve her hesap dönemi içinde elde edilen neticeleri, bu Kanuna göre açıkça görülebilir bir şekilde ortaya koymak zorundadır...” şeklinde düzenlendi.
Dolayısıyla bu değişiklikle “... Türkiye Muhasebe Standartlarına ve 88'inci madde hükümleri başta olmak üzere...” ibaresi kanun metninden çıkarılmış oldu. 6335 sayılı Kanunun 8'inci madde gerekçesinde bunun nedeni, “Ticari defterlerin, Türkiye Muhasebe Standartlarına göre tutulması yükümlülüğünün kaldırılması nedeniyle maddenin birinci fıkrasında yer alan “Türkiye Muhasebe Standartlarına ve 88'inci madde hükümleri başta olmak üzere” ibaresi yürürlükten kaldırılmış...”şeklide açıklanmıştır. Bu gerekçe oldukça açık bir şekilde ticari defterlerin TMS uyarınca tutulmayacağını ortaya koymaktadır.
6102 sayılı Kanunun 6335'le değişikliğe uğramadan önceki üçüncü fıkrası, “...Türkiye Muhasebe Standartlarına göre elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulan defterlerin açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları ile bu defterlerin nasıl tutulacağı Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca bir tebliğle belirlenir.” şeklinde idi.
6335 sayılı Kanunun 8'inci maddesi ile değişiklik sonrası bu düzenleme, “...Fiziki ortamda veya elektronik ortamda tutulan ticari defterlerin nasıl tutulacağı, defterlere kayıt zamanı, onay yenileme ile açılış ve kapanış onaylarının şekli ve esasları Gümrük ve Ticaret Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken çıkarılan tebliğle belirlenir.” şeklini almıştır.
Böylece, “...Türkiye Muhasebe Standartlarına göre elektronik ortamda veya dosyalama suretiyle tutulan defterlerin...” ibaresi değiştirilerek, Türkiye Muhasebe Standartlarına göre defter tutulmayacağı ortaya konulmaktadır. Ayrıca değişmeden önceki düzenlemede Gümrük ve Ticaret Bakanlığı'na konuyla ilgili tebliğ çıkarma yetkisi verilmiş iken, değişiklikle bu yetki Maliye Bakanlığı ile Gümrük ve Ticaret Bakanlığına müştereken verilmiştir.
Yine 64'üncü maddenin 5'inci fıkrası da, “Yevmiye, defteri kebir ve envanter defteri dışında tutulacak defterler Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından bir tebliğ ile belirlenir.”şeklinde iken, 6335 sayılı Kanunun 8’inci maddesiyle, “Bu Kanuna tabi gerçek ve tüzel kişiler, 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defter tutma ve kayıt zamanıyla ilgili hükümleri ile aynı Kanunun 175 inci ve mükerrer 257 nci maddelerinde yer alan yetkiye istinaden yapılan düzenlemelere uymak zorundadır. Bu Kanunun defter tutma, envanter, mali tabloların düzenlenmesi, aktifleştirme, karşılıklar, hesaplar, değerleme, saklama ve ibraz hükümleri 213 sayılı Kanun ile diğer vergi kanunlarının aynı hususları düzenleyen hükümlerinin uygulanmasına, vergi kanunlarına uygun olarak vergi matrahının tespit edilmesine ve buna yönelik mali tabloların hazırlanmasına engel teşkil etmez.” şeklinde değiştirilmiştir.
Bu değişiklik kanunun gerekçesinde, beşinci fıkra ile de bu Kanuna tabi gerçek ve tüzel kişilerin 213 sayılı Vergi Usul Kanununun defter tutma ve kayıt zamanıyla ilgili hükümleri ile aynı Kanunun 175'inci ve mükerrer 257'nci maddelerinde yer alan yetkiye istinaden yapılan düzenlemelere uymaları ve bu Kanunun defter tutma, envanter, mali tabloların düzenlenmesi, aktifleştirme, karşılıklar, hesaplar, değerleme, saklama ve ibraz hükümlerinin, vergi kanunlarından farklı düzenlemeler içermesi sebebi ile 213 sayılı Vergi Usul Kanunu ile diğer vergi kanunlarının aynı hususları düzenleyen hükümlerinin uygulanmasına, vergi kanunlarına uygun olarak vergi matrahının tespit edilmesine ve buna yönelik mali tabloların hazırlanmasına engel teşkil etmeyeceği şeklinde açıklanmıştır.
Bu düzenleme ile açıkça ifade edilmek istenen ise, TTK'nın defter tutma, envanter, mali tabloların düzenlenmesi, aktifleştirme, karşılıklar, hesaplar, değerleme, saklama ve ibraz hükümleri gibi düzenlemelerin, VUK uyarınca aynı konuların düzenlenmesi ve finansal tablo hazırlanmasına engel teşkil etmeyeceğidir. Burada, TTK uyarınca finansal tablo düzenlemek zorunda olanların VUK uyarınca da finansal tablo düzenlemesine engel bir husus olmadığı vurgulanmaktadır.
Kanun koyucu 64'üncü madde değişikliğine parelel olarak 88'inci maddede değişikliğe gitmiştir. 6102 sayılı Kanunun 88'inci maddesi 6335 sayılı Kanunla değişikliğe uğramadan önce;
“64 ilâ 88 inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler gerek ticari defterlerini tutarken, gerek münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken, Türkiye Muhasebe Standartları Kurulu tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara aynen uymak ve bunları uygulamak zorundadırlar. 514 ilâ 528 inci maddeler ile Kanunun ilgili diğer hükümleri saklıdır.”şeklinde idi.
Bu madde 6335 sayılı Kanunun 9’uncu maddesiyle, “64 ilâ 88 inci madde hükümlerine tabi gerçek ve tüzel kişiler münferit ve konsolide finansal tablolarını düzenlerken, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu tarafından yayımlanan, Türkiye Muhasebe Standartlarına, kavramsal çerçevede yer alan muhasebe ilkelerine ve bunların ayrılmaz parçası olan yorumlara uymak ve bunları uygulamak zorundadır. 514 ilâ 528 inci maddeler ile bu Kanunun ilgili diğer hükümleri saklıdır.” şeklinde değişikliğe uğradı.
Burada yapılan değişiklikle, “gerek ticari defterlerini tutarken” ibaresi kanun metninden çıkarılarak Türkiye Muhasebe Standartları Kurulunun defter tutma üzerindeki düzenleme yetkisi kaldırılmış olmaktadır. Bu da defterlerin TMS uyarınca tutulması düzenlemesinden vaz geçilmesinin yansımasıdır.
Bu halde, TMS/TFRS uygulamalarında; Tek Düzen Hesap Planı ve VUK hükümleri çerçevesinde defter kayıtları tutulabilecek, ancak denetime tabi olanlar ve 1534'üncü maddede sayılanlar için mali bilançolar, yıl sonralarında ayrıca TMS/TFRS kurallarına göre düzenlenecektir. Nitekim ülkemizde bu uygulama halka açık ve SPK’ya tabi şirketler tarafından yürütülmekte, bu şirketler için zorunlu olan bağımsız denetim, uluslararası muhasebe standartları ile uyumlu TMS/TFRS’ye göre yapılmaktadır.
Sonuç olarak, Türkiye Muhasebe Standartları uyarınca defter tutulacağı düzenlemesini kanun koyucu öngörmüş olsa idi, 6335 sayılı Kanunla yukarıda ele aldığımız değişikliklere gidilmemiş olurdu. Nitekim, 6335 sayılı değişiklik öncesi 6102 sayılı Kanunla defterlerin tutulmasında TMS uygulaması öngörülmüştü ve bu düzenleme yürürlüğe girmeden değiştirilmiş oldu. 6335 sayılı Kanunun gerekçesinde yukarıda ele aldığımız üzere konu açıkça dile getirilmiştir. Her ne kadar yazılan yazılarda aksi yönde görüşler dile getirilmiş olsa da, 1 Ocak 2013'ten itibaren defterler Türkiye Muhasebe Standartları uyarınca değil, Tek Düzen Hesap Planı ve VUK uyarınca tutulmaya devam edilecektir. Aksi yöndeki görüşler, kanun koyucunun hem kanunda yapmış olduğu değişiklikleri, hem de gerekçelerde yapmış olduğu açıklamaları görmezden gelerek yapılan değişikliklerin tam aksini dile getirmek olur. Yeni TTK ile TMS'ye yapılan atıfları finansal tabloların hazırlanması bakımından algılamak gerekir. Bu durum 88'inci maddede yapılan değişiklikten de açıkça anlaşılabilir.
Etiketler:
Tek düzen hesap planı,
Yeni Türk Ticaret kanunu
8 Ağustos 2012 Çarşamba
Yeni TTK Ve Borçlar Kanunu İle Birlikte Ticari İşlerde Faiz Uygulaması Nasıl Olacaktır?
Tarih: 08/08/2012
Değerli okurlarımız, bir önceki yazımda ticari işlemlerde vade ve faiz konusunu ele almış ve sonraki yazımda ise ticari işlerde faiz konusunu ele alacağımı belirtmiştim. Gerçekten de Yeni TTK ile faiz konusunda oldukça önemli yeni düzenlemeler getirilmiştir. Vurgulayalım ki, Yeni TTK ile getirilen düzenlemeler doğal olarak ticari işleri esas almaktadır. Ticari olmayan adi işler için TTK hükümleri geçerli olmayacaktır.
Ticari işlerde faiz konusu Yeni TTK'nın 8'inci maddesinde düzenlenmiştir. Ticari işlerde faizin serbestçe belirlenebilmesi düşüncesi esas olmakla birlikte, bileşik faiz uygulamasının kapsamı daraltılmıştır. Üç aydan aşağı olmamak üzere, faizin anaparaya eklenerek birlikte faiz yürütülmesi (bileşik faiz) şartı, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerli hale getirilmiştir.
Eski TTK'da bileşik faiz uygulanması için borçlu bakımından ticari iş olması yeterli iken, Yeni TTK ile her iki taraf bakımından da ticari iş olma şartı getirilmiştir. Eski TTK uyarınca bir tacire tacir olmayan bir vatandaşın para vermesi durumunda bileşik faiz uygulanabiliyorken, Yeni TTK ile bu mümkün olmayacaktır. Her iki taraf da tacir olmak zorundadır. Tacir olmayanlar arasındaki sözleşmelerde buradaki düzenlemeler uygulanmayacaktır.
Faize ilişkin getirilen bir diğer yenilik ise, Tüketicinin Korunması Hakkındaki Kanun hükümlerinin saklı olduğu düzenlemesidir. Böylelikle, tüketiciler lehine hareket edilerek söz konusu Kanunda tüketici lehine yapılan düzenlemelerin dikkate alınması gerektiği Yeni TTK'da belirtilmiştir.
Yeni TTK'nın 9'uncu maddesi ile de, ticari işlerde; kanuni, anapara ile temerrüt faizi hakkında, ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı düzenlenmiştir. Kanunda, ilgili mevzuat hükümlerinin uygulanacağı belirtilmiş, ancak hangi mevzuat hükümleri olacağı açıkça vurgulanmamıştır. Kanunun gerekçesinde bunun nedeni olarak, kanunlar sık sık değiştiği için değişiklikler sonrası burada yapılan düzenlemenin anlam ifade etmeyecek duruma gelmesinin önlenmek istenmesi gösterilmiştir. Kanunda atıfta bulunulan kanunların başında 3095 sayılı Kanuni Faiz ve Temerrüt Faizine İlişkin Kanun gelmektedir. Ayrıca, 6098 sayılı Borçlar Kanunu'nun faize ilişkin düzenlemeleri de dikkate alınacaktır. Yine, Yeni TTK'nın 1530'uncu maddesi düzenlemeleri göz önünde bulundurulacaktır.
Yeni TTK'nın 9'uncu maddesi ile dolaylı olarak 3095 ve 6098 sayılı Kanunlara atıfta bulunularak, söz konusu Kanunlardaki düzenlemelerin ticari işlerde de dikkate alınacağı vurgulanmıştır. Adi işlerdeki faiz oranı 3095 sayılı Kanunun birinci maddesinde tespit edilmiştir. Buna göre, Borçlar Kanunu ve Türk Ticaret Kanununa göre faiz ödenmesi gereken hallerde, miktarı sözleşme ile tespit edilmemişse bu ödeme yıllık yüzde oniki oranı üzerinden yapılır. Bakanlar Kurulu, bu oranı aylık olarak belirlemeye, yüzde onuna kadar indirmeye veya bir katına kadar artırmaya yetkilidir. Kanuni faiz oranını 19/12/2005 tarihli ve 2005/9831 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile, 1/1/2006 tarihinden geçerli olmak üzere yıllık % 12’den % 9’a indirilmiştir.
6098 sayılı Borçlar Kanununun 88'inci maddesine göre ise, faiz ödeme borcunda uygulanacak yıllık faiz oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat (3095 sayılı Kanun) hükümlerine göre belirlenecektir ve sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık faiz oranı, belirlenen yıllık faiz oranının yüzde elli fazlasını aşamayacaktır.
3095 sayılı Kanunun 2'nci maddesine göre de, temerrüde düşen borçlu, sözleşme ile aksi kararlaştırılmadıkça, geçmiş günler için 1'inci maddede belirlenen orana göre temerrüt faizi ödemeye mecburdur. Ancak, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasının önceki yılın 31 Aralık günü kısa vadeli avanslar için uyguladığı faiz oranı, yukarıda açıklanan miktardan fazla ise, arada sözleşme olmasa bile ticari işlerde temerrüt faizi bu oran üzerinden istenebilir. Söz konusu avans faiz oranı, 30 Haziran günü önceki yılın 31 Aralık günü uygulanan avans faiz oranından beş puan veya daha çok farklı ise yılın ikinci yarısında bu oran geçerli olur.
Temerrüt faizi miktarının sözleşmede kararlaştırılmamış olduğu hallerde, akdi faiz miktarı yukarıdaki fıkralarda öngörülen miktarın üstünde ise, temerrüt faizi, akdi faiz miktarından az olamayacaktır.
Yeni TTK'nın 1530/7 düzenlemesinde de, geç ödemelere ilişkin temerrüt faiz oranının sözleşmede öngörülmediği veya ilgili hükümlerin geçersiz olduğu hâllerde uygulanacak faiz oranının ve alacağın tahsili masrafları için talep edilebilecek asgari gider tutarının Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankasınca her yıl ocak ayında ilan edileceği ve faiz oranının, 3095 sayılı Kanunda öngörülen ticari işlere uygulanacak gecikme faizi oranından en az yüzde sekiz fazla olacağı belirtilmiştir.
6098 sayılı Borçlar Kanununun 120'nci maddesine göre de, uygulanacak yıllık temerrüt faizi oranı, sözleşmede kararlaştırılmamışsa, faiz borcunun doğduğu tarihte yürürlükte olan mevzuat (6095 sayılı Kanun) hükümlerine göre belirlenir. Sözleşme ile kararlaştırılacak yıllık temerrüt faizi oranı, Kanunda belirlenen yıllık faiz oranının yüzde yüz fazlasını aşamayacaktır. Akdî faiz oranı kararlaştırılmakla birlikte sözleşmede temerrüt faizi kararlaştırılmamışsa ve yıllık akdî faiz oranı da birinci fıkrada belirtilen faiz oranından fazla ise, temerrüt faizi oranı hakkında akdî faiz oranı geçerli olacaktır.
Yeni TTK, 6095 sayılı Kanun ve 6098 sayılı Borçlar Kanununda faiz ve temerrüt faizine yönelik yapılan düzenlemeler birbiriyle paralellik arz etmektedir. Yeni TTK ile birlikte artık ticari işlerde faizin serbestçe belirlenebilmesi düşüncesi esas olmakla birlikte, bileşik faiz uygulamasının kapsamı daraltılmış olmaktadır. Bileşik faiz, yalnız cari hesaplarla her iki taraf bakımından da ticari iş niteliğinde olan ödünç sözleşmelerinde geçerli hale getirilmiştir. Halbuki, Eski TTK'da bileşik faiz uygulanabilmesi için işin borçlu bakımından ticari iş olması yeterli idi. Bundan böyle, 1 Temmuz 2012'den itibaren her iki taraf bakımından da ticari iş olmayan işlerde bileşik faiz uygulanamayacaktır.
Gazeteport
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)